Türkiye’de özellikle yerel yönetimler uzun süredir parti logoları ve siyasi çekişmelerin gölgesinde yer alıyor.
Vatandaşın ‘hizmet’ için seçtiği belediye başkanlarının ise çoğu zaman yeniden seçilmenin yolunu parti aidiyeti şemsiyesi altında gördüğü de bir gerçek.
Tam bu noktada ise İzmir’de belki de Türkiye’de alışılmışın dışında bir tablo yaşanıyor...
Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olduğu süreçte muhalefet partilerinden çok kendi partisi içinden eleştiriler alan, hayata geçirdiği çalışmaların açılışlarında bile yalnız bırakılan bir isim...
Öyle ki göreve geldiği andan itibaren birçok spekülasyonun ortaya atıldığı, gerek belediye içindeki sorunlarla tek başına mücadele ettiği gerekse parti içinde yaşanan sorunlara yaptığı müdahalelerle dikkat çeken bir isim.
Sizlerin de tahmin edebileceği gibi bahsettiğimiz kişi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay.
Sayın Tugay’ın, parti içinde yaşanan mutlak butlan kararının ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etmesiyle birlikte gerek parti içinden gerekse kamuoyundan farklı tepkiler geldi.
Ancak yaşanan süreçte Tugay’ın verdiği mesaj oldukça netti.
Kısır polemiklerin içine girmedi.
İstifa gerekçesini anlattı.
Nasıl bir yol izlemek istediğini paylaştı.
Tüm bunlara rağmen kendisine yöneltilen tek bir soru vardı:
"AK Parti’ye mi geçecek?"
Ulusal televizyon kanallarında, yerel basında ve birçok siyasi çevrede bu iddia gündeme geldi. Öyle ki Sayın Tugay, başkanlığa seçildiği günden bu yana bu soruyla sık sık karşı karşıya kaldı.
O ise cevabını sahadaki çalışmalarıyla vermeyi tercih etti.
Bağımsız olmadan önce de bağımsız olduktan sonra da sahadan uzaklaşmadı.
İzmir’in en uzak ilçelerini, mahallelerini ve köylerini dolaştı, insanlara dokundu...
Çalışmaları yerinde inceledi.
Büyükşehir Belediyesi eliyle hizmet götürülen yerlerin hangi parti tarafından yönetildiğine bakmadı.
‘İzmir’e hizmet’ söylemini sürdürdü.
Ve gelinen noktada, istifasının ardından gelen eleştirilere karşı da çalışmalarına aynı şekilde devam etti.
Gittiği her yerde vatandaşlarla bir araya geldi, hizmet üretmeye devam etti.
Belediyelerin ekonomik olarak zor bir dönemden geçtiği bu süreçte bile vatandaşların taleplerini geri planda bırakmadı.
Dar gelirli ve denize gitme imkânı olmayan çocuklar için yüzme havuzları...
Yeni doğan bebekler ve aileleri için destek çantaları...
Taziye evleri...
Kentteki bozuk yollar için asfalt seferberliği...
Kentin kronik sorunlarının çözümü için siyasi ayrım yapmadan herkesle temas...
Kısacası doğumdan ölüme kadar hayatın birçok alanına dokunan çalışmalarını sürdürdü.
Gelinen noktada ise dün gerçekleştirilen meclis oturumunda yaptığı açıklamalar dikkat çekiciydi.
Kendisine yöneltilen ‘Bağımsız olmak nasıl bir his?’ sorusuna şu yanıtı verdi:
"Hepimizin siyasi görüşleri, dünya görüşleri var, mücadeleleri var, doğru bildiği şeyler var. Hepimiz bağımlıyız. Hepimiz devletimize, milletimize ve halkımıza bağımlıyız. Bize bu yetkiyi veren insanlara bağımlıyız. Bence en önemli bağımlılık odur."
Ardından ise şunları söyledi:
"Bazen öylesine olağanüstü şartlar olur ki bazı şeyleri doğru bulursunuz ve ona göre davranırsınız. Bunun sorgulanacak tarafı yok. Önümüzdeki günlere bakmak lazım. Bizim işimiz hizmetimizi yapmak, insanlara hizmet etmektir. İzmir’e hizmet etme esaslı çalışmaya devam edeceğiz."
Türkiye’de siyasetin büyük ölçüde parti tartışmaları üzerinden yürüdüğü bir dönemde, Sayın Tugay’ın verdiği mesaj farklı bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Aslında bunu tek bir cümleyle özetledi: ‘Hepimiz milletimize ve halkımıza bağımlıyız."’
Söylemin altında yatan anlam aslında seçmenlerin tam da beklediği davranıştı.
Vatandaşın beklediği şey siyasi parti rozetleri değil, makamın getirdiği sorumluluktur.
Sayın Tugay’ın söylemi çok net ve siyaset dünyasında yeni bir pencere açacak gibi…
Gelecekte ne olur, zaman neyi getirir kimse bilemez.
Ancak bazılarının hoşuna gitmeyeceği kesin olsa da Sayın Tugay’ın söylemlerinin İzmirlilerin beklediği ‘Hizmet odaklı belediyecilik’ anlayışını ortaya koyduğu kesin.
Yorumlar
Kalan Karakter: