Taş Ustası, Söz Ustası, Gönül Ustası

Öldüğünde çantalar dolusu yazı ve fotoğraf bırakmış ardında… Ömrü boyunca geçim derdiyle didinen Ali Rıza Budak; hem çalışmış hem söylemiş hem de yazmış sayfalarca.

Taş Ustası, Söz Ustası, Gönül Ustası
23 Eylül 2019 - 17:57

Onun farkı kendi yaptığı metal kavalla çaldıklarıyla görülmüş ilkin. Müzik onun için vazgeçilmez olduğundan gençliğinde kazancından gramofon ve taş plak almayı başarmış.

1937 de başlayan yolculuk, amcasının okuma yazma öğretmesiyle ve  Gümüşhane’den çıkıp iş bulmak amacıyla Çorum’a göçmesiyle devam etmiş. Ne iş yapacak, nasıl geçinecek bilinmez… Zekâsı ve üzerindeki geçim baskısı kolayca taş ustası yapıvermiş Ali Rıza beyi.  Ama zor ve ağır bir meslek, yaz kış dememiş usta ölesiye çalışmış. En zorlandığı günlerde bile mola verdiğinde ya da evine vardığında bu kez eline kâğıdı kalemi almış. Nasırlı elleri günlük tutmuş, şiirler, destanlar yazmış, renk renk desenler çizmiş sayfaların arasına.

Yazdığı şeylerin kültür olduğunun bilincinde; anlatılan, dilden dile aktarılan kağıt üzerinde can bulsun istemiş. Büyüklerinden duyup etkilendiği her şeyi aklında kaldığınca aktarmış bulduğu her kâğıt parçasına. 80’li yıllarda İstanbul’a göçtüğünde yedi evladı vardır artık. Çalışmayı ve yazmayı hiç bırakmaz usta. Buğday tarlasında başlayan yaşamına, elindeki kalemi ölene dek yoldaş tutar usta…

Kimi dostlarıyla yol arkadaşı olur hem bu dünyada hem öteki dünyada. Söz (ikrar) verirler birbirlerine, yoldan dönmeme sözü.  Öyle ki gurbete gittiğinde yol kardeşine, her yerde yer vardı, ailemle sana geldik,  diyecek kadar güçlüdür dostlukları.

… Çok düşündüm yorgunum / Güzel olan her şeye vurgunum/ Ben kendi kaderime dargınım/ Kötü günde gör beni…

Kimi gün haksızlığa isyan eder usta: … Çok hesap yaptık ama yorulduk/ Zalım zenginlerin ayağına yol olduk / Altını kazandırdık biz pul aldık/ Aliriza ahrette mi göreceğiz faydasını… 

Kimi gün gurbet canına yeter: …Gurbet kuşu oldu bu garip başım/ Yuva belli değil yurt belli değil…

Konu komşu, geçim, kadınının hastalığı bile onun dizelerinde yer bulur. Kadına kötü davrananı affetmez. …Sütünü emdin yudum yudum/Sen şeytanın oğlu musun

Kendini babadan kalma miras görür kimi dizelerinde. Bazen de, Yeter Aliriza dertlerin yazmakla bitmez, nasihatinde bulunur elindeki kaleme…

Ölüler, kayıplar aklından geçtikçe düşünür, … Dirilere ders veren ölüler var ya… Biçare Riza boşuna geçirdin gününü/ İnsandır insanın imanı dini/ Güzel konuş ki duysunlar sesini/  Ölmeden evvel ölenler var ya… farkındalığı herkese örnek olacak niteliktedir.

Evlatlarını vicdanlarına bırakmayı yeğler her zaman.  Büyütür, okutur ve vicdan der. Oğlu Ali Ekrem Budak, ustanın ölümünden on yıl sonra vicdanına kulak verir. Ne var ne yok açar masaya, bütün şiirlerini, yazılarını, duyup işittiğini, sararmış sayfalara işlediği destanlarını bir bir toparlar babasının.  Bakar ki babası sadece taş ustası değil, söz ustası aynı zamanda gönül ustası.

Düz yazılar bölümünde, küçük bir çocuğun öküzleriyle gecenin karanlığında yaşadıkları ve sonunda çocuğun kurt saldırısını savmak için bildiği bütün köpek isimlerini haykırması, korkunun katmanlarını en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serer. Ardı sıra gurbet yollarında kış günü, iş bulmak için kamyon kasalarında yapılan yolculuk oldukça gerçekçi ve insanidir. Çünkü kamyonun geçtiği yolları gündüz gözüyle görmek işçileri çok korkutur, dönüşte kar kaplı Zigana geçidini yürüyerek geçmeye karar verdirecek kadar üstelik de… Anlatılan insandır, insanın yazgısıdır.  Asker ve nöbet anlatımları kitabın tadı tuzudur, yirmi dört saat süren nöbetler ancak bu kadar sıcak ve samimi aktarılabilir, aktaran ustadır.

Günlükler iç acıtır. Der ki usta gün gün;   Bugün Bekir’in borcunu verdim.  Çarşıda gezdim dolaştım, boş. İş bulamadım.  Bugün işe başladım. Tuğla işledim. Taş yaptım. Duvar yaptım. Bugün Çorum’a geldim, borçların bir kısmını verdim. Bugün unu öğüttüm, eve getirdim. Yirmi beş teneke. Bugün bulgur, defter, kalem, pantol, Ekrem’e ayakkabı aldım. Bugün akşam işe başladık. Çatıyı bitirdik. Saat birde eve geldim. Yüz elli lira aldım. Bugün soğuktan çalışamadım. Bağın dibini açtım.  Bugün hastalandım, öğleye kadar çalıştım. Kırk sekiz saattir yemek yiyemedim…

Destanlar… Onlarca destan, neler anlatmaz ki usta… Ana ben bu gece misafirim der birinde, Kıyma yarim kıyma canıma kıyma, Yetim yavruları yuvada koyma… der  Hüsniye bir destanda…

Kerbela Çölleri destanı kitapta on beş sayfada aktarılır. Akar gözüm yaşı sel ha sel…

Cereyana kapılarak ölmüş bir dosta öyle bir destan var ki dizelerde onun yasını, dostuyla defalarca öldüğünü okuyor insan tüyleri ürpererek. Aynı şekilde yeni geline ağıt yakılır. Murat almayan gelin, Elinde kınası solmamış gelin… Sanki bu cihana gelmemiş gelin…

Kitap, Bin Bir Gece Masallarından biriyle bitiyor… Balık padişahın masalı.  Yirmi sayfanın üzerinde bir masal. Güzel bir Türkçe. Akıcı, tertemiz bir anlatım. Merakla okutuyor kendisini. Ve masalın ülkemiz kültüründe kapladığı yer apaçık görünüyor. Herkesin bir masalı vardır. Ustanın masalı ustaca…

Doldurursun kabın dolmaz/ Boşaltırsın bir şey kalmaz/ Kimsenin dediği olmaz/ Doldur boşalt doldur boşalt.

Tarihe not düşen ustaya, bu emeğin kıymetini bilen evlada saygıyla…

 

  • Taş Ustası Söz Ustası Gönül Ustası
  • Yazar: Ali Rıza Budak 
  • Türü: Anı
  • Baskı Yılı: Mayıs 2018
  • Sayfa Sayısı: 176 Sayfa
  • Yayınevi: Ses ve İz 


kitapeki.com