ALİ İZZET ORAL'DAN DEV BİR ESER DAHA: İTTİHAT TERAKKİ'DEN CHP'YE EMPERYALİZMİN KISKACINDA ÇÜRÜME

ALİ İZZET ORAL'DAN DEV BİR ESER DAHA: İTTİHAT TERAKKİ'DEN CHP'YE EMPERYALİZMİN KISKACINDA ÇÜRÜME
22 Ocak 2020 - 17:01 - Güncelleme: 22 Ocak 2020 - 17:32





 KİTAP

Ali İzzet Oral... Emekli belediyeci... Kılıçdaroğlu'na kadar da CHP'de siyaset yapan sosyalist düşüncenin temsilcisi... 

Ali İzzet Oral'ı "İzzet Oral" yapan kısmına baktığınızda; 60'ından sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu "SAYESİNDE SEVE SEVE" yazar ve bir kalem emekçisi de diyebiliriz....

İzzet Oral, tarihsel bir dizin içinde CHP'nin günüzdeki haline ışık tutuyor ve CHP'ye tanısını da koyuyor: ÇÜRÜME!

Kuşkusuz çürümenin faturası Kemal Kılıçdaroğlu'na kesilemez.... Ama, Kılıçdaroğlu döneminde sağlam olan bir iş gösterebilir misiniz?

İzzet Oral, Beşiktaş ilçe CHP'ye kayıtlı ve ilçe eğitim sekreteri olduğu dönemde; hayatında görebileceği en güzel kıyakla karşılaştı: Partiden atıldı!

İzzet Oral'ın ne FETÖ üyesi olma ve yolsuzluk suçlamasıyla 5 Ocak 2018 günü İçişleri Bakanı tarafından görevden alınan Beşiktaş belediye başkanı Murat Hazinedar'la kişisel bir hesabı ne de bir başkasıyla.vardı.. İzzet Oral'ın CHP'deki "ÇÜRÜMEYE" ilk dikkat çeken kitabının adı "Beşiktaş'ta Siyasi Linç" başlığı taşır... Bu kitabı raflarda yerini alınca; İzzet Oral'ın partiden atılması artık kaçınılmazdı! 

İzzet Oral'ın Beşiktaş'ta Siyasi Linç kitabını, inanın burnunuza "mandal" takmadan okuyamazsınız! Çürüme kelimesi falan yanında çok hafif kalır! Tek kelimeyle rezaletler zincirinin röntgeni! 
İzzet Oral'ın ikinci kitabı "Beşiktaş Böyle Yağmalandı" adını taşıyordu... Kitabı elinize aldığınızda adeta bağırıyordu: Vurgunun, talanın kitabıyım!

İlginç olan, emekli bir belediye emekçisi kahvede tavla oynayacağına; partisine "Adam Gibi Hizmet" etmek adına doğruların peşinde koşarken; CHP'yi yönetenler bırakın kitaplarda yer alan iddiaları, önlerine konan belgelere bakma zahmetinde dahi bulunmuyorlardı! 

Siz siz olun, asla ve kata Kılıçdaroğlu ve ekibine falanca belediye başkanınız yolsuzluk yaptı, yetim hakkı yedi gibisinden ne bir ihbarda bulunun ne de elinizdeki belgeleri göndermeye kalkışınız; olan size olur en basitinden partiden atılırsınız! 

Düşüne biliyor musunuz; Kılıçdaroğlu grup başkanvekili iken medya ha bire yolsuzlukların üzerine giden kahraman olarak pompalıyordu!.. O medya, 3-4 yıl sonra yolsuzluk yapanların korkulu rüyası TCK 235'te indirime gidilen yasa değişikliğini partisini 6 ay çalıştırarak yolsuzluk yapanları kurtaran Kılıçdaroğlu'ndan tek bir satır bile yazmıyordu/yazamıyordu!

Çıksın bir desin ki; aha şu yolsuzluk dosyasını Kılıçdaroğlu ortaya çıkardı, kamunun şu kadar parasını kurtardı desin! Yok ki! 

İzzet Oral'ın 3 kitabını da okumak için yürek, gereğini yerine getirmek içinde adam olmak gerekir diyoruz ve 3. kitabın girişine dalıyoruz:

"Mustafa Kemal’in benim iki eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi’dir sözünden hareketle, CHP kurtarılmadan Türkiye kurtulmaz düşüncesine savrulduğumuz, içinde bulunduğumuz bugünlere geliş sürecini ve kırılma noktalarıyla nedenlerini inceleyip, araştırmadan önce, Mustafa Kemal’in 6 Aralık 1922 tarihinde Hakimiyeti Milliye, Yenigün ve Öğüt gazetelerine verdiği demeçlerle ortaya koyduğu parti kurma niyetini ve nedenlerini açıkladığı sözlerini aynen kitabımızın başına koymayı uygun buluyorum. “Tanrıya şükürler olsun ki, millet üç buçuk yıl kahramanca savaştan sonra kendisini ebedi olarak esaret zincirine bağlamak isteyenleri yenmiş ve bağımsızlığına kavuşmuştur. Gerçekte yurdumuza ve bağımsızlığımıza göz dikenlere yalnız askerlikçe galip gelmek kafi değildir. Memleketimiz hakkında istila emeli besleyecek olanlara her türlü emellerini kıracak şekilde siyasette, idarede, iktisatta kuvvetli olmak lazımdır. Hiç şüphe yoktur ki, ziraat ve ticaretimizin geri olması, memleketimizin çok büyük kısmının harap ve halkımızın fakir bulunması, nakil vasıtalarımızın çok az oluşu, milli eğitimin herkese ve her yere yetişemeyişi, sosyal hayatımızın en büyük düşmanı olan cehalet gibi sebepler milletimizi fakir düşürmekten geri kalmamış ve kalmayacaktır. Bundan dolayı kurtuluş ve bağımsızlığımız savaşı tamamlamak ve tanrının milletimize verdiği istidat ve kabiliyeti sonuna kadar geliştirmek ve memleketimize bahşettiği bütün servet kaynaklarından büyük çapta faydalanmak ve zayıflığımızın sebeplerini ortadan kaldırmak için bundan böyle hiç bir fırsatı ve vakti kaybetmemeye mecburuz. Ancak bu çalışma, yıllarca takip ve tatbik edilecek bir programa dayanmazsa yazık olur gider. Uzağı gören bir görüşe olduğu kadar milletimizin en acil ihtiyaçlarını karşılayacak bir programa dayanmayan reformlar şahsi ve keyfi olmaktan kurtulamaz. Bu gibi teşebbüsler sahipleri olan şahısların değişmeleri ile hatta kendisinin birbirine zıt görüşleri ve tatbikatı ile söner gider. Öbür yandan, herhangi bir programın uzun bir çalışma devrine yol göstermesi için, memlekette bütün vatan severlerin onun hazırlanmasına yardımcı olmaları lâzımdır. Gerçekten büyük vatan sever kitlenin reform isteklerini taşımıyan bir programın başarılı ve verimli olması ümit olunamaz. Bu milli maksat ve görüşleri göz önünde bulundurarak milletin her sınıf ve halkından, hatta islam dünyasının en uzak köşelerinden bana ebedi olarak iftahar duyacağım şekilde gösterilen teveccüh ve itimada layik olabilmek için, en mütevazi bir millet ferdi sıfatıyla, hayatımı sonuna kadar vatanın hayrına vakfeylemek emeliyle barıştan sonra (HALKÇILIK) esası üzerine dayanan ve (HALK FIRKASI ) adıyla siyasi bir fırka kurmak niyetindeyim. Başka memleketlerde kurulmuş olan bu gibi partilerin programlarını gözden geçirmiş isem de, bunların memleket ve milletimizin gerçek ihtiyaçlarını tamamen karşılamaya yeter bulmadım, bu sebeple şimdiden böyle bir programın esaslarını tesbit etmek üzere bütün aydınların ve alimlerin yardımlarını ve bu işe ortak olmalarını istemeyi vazife sayıyorum. Köylülerimizi ve halkımızı üzen ve fakir düşüren adaletsiz vergilerin ne surette düzeltileceğine, orman ve madenler gibi tabii kaynaklarımızdan umumi menfaat için daha kolaylıkla faydalanmayı sağlayacak ne gibi kanuni düzeltmeler yapılması lazım geleceğine, arazi ve binalara sahip ve malik olmak hususunda herkes için daha emniyetli ne gibi kanuni değişiklikler yapılması lazım geleceğine, vakıf işlerinin ne surette düzeltileceğine ve yoluna konulacağına, memleketin nasıl imar edileceğine, askerlik süresinin değişmesine velhasıl milletimizi geri bıraktıran sebeplerin giderilmesine ait olarak, yetkililerin ve uzmanların gönderecekleri mütalaar önemle ele alınacaktır. Bu hususta mütalalarda bulunacak kimselere şimdiden teşekkür ederim. Milli kurtuluş savaşı sırasında olduğu gibi, milli sadetimizi sağlayacak bu çalışma devresinde de milletin yardımını, bütün aydınların ve vatan severlerin bu işe ortak olacaklarını ümit ederim.” 

Bakın; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, CHP'nin kurulmasının gerektiğini, acil ve siyasi olarakta nasıl yol izleneceğini açık açık anlatıyor ve yolda herkesimden katkı konulması gerektiğinin de altını çiziyor...

Şimdi gelelim günümüz CHP'si yöneten Atatürkçülere... Herhangi bir konuda herhangi birsine düşüncenizi açıklayabilir misiniz? Bu böyle yaparsak doğru olur diyebilir misiniz? Gücünüzün kanadınızın yorulması bir yana; acaba insan yerine koyacaklar mıdır? Onlar her şeyi bilirler! Ama, Urla'daki gibi FETÖ'cü çıkarsa birisi, başlarlar koro halinde bizim haberimiz yoktu bunun böyle olduğundan demeye! 

İzzet Oral, bu eserini ortaya koymak için sanırım 1.5-2 yılını verdi... Başta bu eseri CHP'lilerin okuması gerektiğini düşünenler olabilir... Sistemin içindeki bir CHP'linin bu kitabı okumak için elinin uzanacağı düşünmüyorum! Çünkü; CHP'nin içinde bulunduğu sistem buna asla izin vermez! İzzet Oral, kiatabında Altı Ok'un da ne zaman yaşama geçtiğini de aktarmış:
"1931 yılında CHP’nin 3. Kurultayı toplanmış ve bu kurultayda ilk parti programı kabul edilmiştir. Böylece parti programı ile parti tüzüğü arasında ilk ayrım yapılmıştır. 1927 Kurultayında CHP’nin ilkeleri olarak belirtilen Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık ilkelerine 1931 Kurultayı’nda Lâiklik, Devletçilik ve Devrimcilik ilkeleri ilâve edilmiş ve partinin temel fikirlerini yansıtan 6 ilke Kurultay tarafından kabul ve ilân edilmiştir. 3. Kurultay’da 2. Kurultay’a göre daha ayrıntılı olarak ülkenin sorunları ve CHP’nin bu sorunlara yönelik çözüm yolları üzerinde durulmuş ve CHP programını geliştirmek için çalışmalar yapılmıştır."

Tarihi bir dizin içinde aktarılan konular geliyor Atatürk sonrası CHP'ye: "Atatürk’ün yaşamını yitirdiği 10 Kasım 1938 tarihinden bir gün sonra olağanüstü toplanan TBMM, cumhurbaşkanlığına İsmet İnönü’yü seçmiştir. Atatürk’ün ölümü ile boşalan CHP Genel Başkanlığı’na tüzük gereği yeni bir kişi seçmek gerektiğinden, 26 Kasım 1938 tarihinde Ankara da 1. CHP Olağanüstü Kurultayı toplanmış ve yapılan bazı tüzük değişiklikleri ile CHP Genel Başkanlığı’na “Değişmez Başkan” sıfatıyla İsmet İnönü getirilmiştir. İnönü döneminde 29 Mayıs 1939 tarihinde 5.Kurultay toplanmış ve bu kurultayda çok partili demokratik sisteme geçiş için bir temenni kararı alınarak, bunun çok geciktirilmemesi de kayıtlara geçirilmiş ve 35 kişilik bir müstakil gurup da teşekkül ettirilmiştir."

İzzet Oral 27 Mayıs 1960 Politik Devriminin de bakın nasıl aktarıyor: 
"1946’lı yıllardan itibaren hızla emperyalizmin kucağına kayan Türkiye, DP’nin yönetimine geçmesiyle birlikte tamamen yarı sömürge bir ülke durumuna gelmişti. Demokrat Parti Hükümeti’nin başarısız enflasyonist ekonomi politikasına ilâveten, ülkede uyguladığı baskıcı politikalar ve milleti ‘Vatan Cephesi’ kurarak bölmesi sonucunda, toplumun en duyarlı kesimi olan üniversite gençliği ile ordu içindeki genç subayların Atatürkçü duyarlılığı sonunda Türk siyasi tarihinde yeni bir dönüm noktası olan bir ihtilâl ile sonuçlandı ve “27 Mayıs Politik Devrimi” gerçekleşti. Türkiye devrimler tarihinde oldukça önemli ve şerefli bir yere sahip olan 27 Mayıs Devrimi, yerli hakim sınıflara karşı ordu ve bürokrasi içindeki aydınların ilerici, milliyetçi bir harekâtıdır. İhtilâli önlemenin tek yolu, Tahkikat Komisyonu’nun derhal kaldırılarak, CHP’nin ısrarla önerdiği bir erken seçime gidilmesiydi. Bu önerinin dikkate alınmaması sonucu askeri müdahale kaçınılmaz bir hale gelmişti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel’in, 3 Mayıs 1960 tarihihli uyarı mektubu ve görevinden istifa etmesi bile Celal Bayar ve Adnan Menderes’i ikna etmeye yetmemişti. İşte böyle bir ortamda 27 Mayıs 1960 tarihinde, gece yarısı başlayıp sabahın erken saatlerinde bitirilmiş olan ihtilâl; Genel Kurmay Başkanı Şükrü Erdelhun’un ve hiyerarşik askeri komuta kademesinin bilgisi dışında, eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Cemal Gürsel’in başkanlığında aralarında az sayıda generalin de bulunduğu albay ve alt rütbedeki bir grup genç subaylar tarafından kansız ve çatışmasız olarak gerçekleştirilmiştir. Sabah radyoyu açanlar Alpaslan Türkeş’in okuduğu: “Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır.” diye başlayan ihtilal bildirisiyle ordunun yönetime el koyduğunu öğrenmek durumuyla karşı karşıya kaldılar."

İzzet Orala, AP'nin Süleyman Demirel'in başbakanlığında 1965'te iktidara gelmesine ve gençlik, işçi, köylü eylemlerine de yer veriyor. Gerici ve faşist saldırıların Atatürk Büstlerine kadar dayandığını belirtiyor: 

"Mahir Çayan’ın Başkanı olduğu SBF Fikir Kulübü de Atatürk’e saldırılarla ilgili şu bildiriyi yayınladı: “Büyük kurtarıcı Atatürk’ün büstlerine saldıran, yeşil bayrak isteyen gerici, korkunç zihniyet AP döneminde tekrar hortladı. Kuvvetini Atatürk Devrimlerinden alan bir gençlik örgütü olarak biz, SBF Fikir Kulübü, tüm bu yurtsevmez hareketlerin karşısında sonuna dek direneceğiz ve Ata’nın büstüne kadar uzanmaya cüret eden elleri kıracağız!”  

İzzet Oral, 70'li 80 yıllara da kitabında geniş yer vermiş... Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın savunmaları da şöyle yer alıyor: "Sayın Savcı... Bizler Amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi ilk şart gördüğümüz, bu işin de mutlaka silahla kazanılacağına inandığımız için silaha sarıldık 148 ve mücadele ediyoruz. Tek amacımız budur, bunun için Nurhak dağlarında mücadeleye başladık. Yoksa , sayın savcının dediği gibi ANAYASA’yı ortadan kaldırmak için değil... Bu arada sırası gelmişken, iddia makamındaki kişiye birkaç sözümüz var.
Sayın Savcı;
1- Amerikan emperyalizmi gayri millidir.
2 - Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.
3 - Emperyalizme karşı mücadele suç değildir. Silahlı mücadele ise suç değildir.
4 - Gayri milli olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasa’ya aykırıdır.
Buna göre iki şey var:
1 - Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalâyı hazırladınızsa, dikkatli olunuz. İdamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz Savcısınız.
2 - Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz, yolunuz açık olsun. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan."

Kitaba adını veren sayafalara geliyoruz ve Ye-CHP Dönemi: 

ÇÜRÜME SÜRECİ


Küresel şer cephesince yapıldığı herkesçe bilinen bir tertipten sonra genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu, koltuğa oturur oturmaz partisini Yeni CHP olarak tanımladı ve ilk sözü, “Korku imparatorluğunu yıktık” oldu. Bu sözü neden söylemişti, kimlere mesaj vermişti? Anamuhalefet Partisi’nin Genel Başkanı’na yapılan bu tertip nedense yeni genel başkanca sıradanlaştırılmaya çalışılıyordu. Bir parti neden kendi genel başkanının hukukunu aramazdı? Tertip yapanların yanına kâr mı kalacaktı? Bu durumu Baykal’dan kurtulmanın fırsatı olarak görenler de az değildi elbette. Baykal’ın dar kadrocu hizip politikaları ve etrafını kuşatmış saçı kaşı boyalı adamlardan bıkmış olan örgüt emekçileri ve bu hizipçi kadronun taleplerinden bunalmış olan belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri bu krizi fırsata dönüştürmenin hesabını yapmaya koyulacaklardı ve öyle de oldu. Su bulanıktı ve bu bulanıklık, gerek tertipi yapanların, gerekse CHP’yi yeniden dizayn etmek isteyenlerin tam aradığı ortamdı. Olay öylesine kanıksanmış ve olağanmış gibi bir duruma dönüşmüştü ki, Baykal istifasını açıklarken, göz yaşı dökenlerin göz yaşları çabuk kurumuş ve onlar “Kral öldü, yaşasın piro” diyerek yeni mevzilerine doğru yola çıkmışlardı bile. Tam burada bir saptama yapmaya da kendimi zorunlu hissediyorum. Baykal’ın kasedi diye ifade edilen olay tek kişilik bir olay değildi, iki kişilik bir olaydı, olayın Baykal’dan sonraki diğer kişisi bir kadındı ve o da en az Deniz bey kadar mağdur olmuştu. Partideki hem cinslerinin Nesrin Baytok’a sahip çıkmamaları ve karşı cinse iade edilen siyasi itibarın diğer tarafa hak olarak görülmemesi, bence partinin ‘’Erkek egemen parti” konumundan kurtulamadığının ve feodal kalıntılar taşıdığının da bir göstergesi değil midir? Bir tavır konması gerekiyorsa, bu iki tarafa da eşit konmalıydı, kimseye elinin kiri diye bakılmamalıydı ve kimse linç edilmemeliydi diye düşünmekteyim. CHP’deki bu bulanıklığı fırsat bilen ve liberal demokrat geçinen ne kadar ABD beslemesi ve AB kuyrukçusu, 2. Cumhuriyetçi, ırkçı, Kürtçü, mezhepçi varsa; hep bir ağızdan anti-Kemalist ve anti-ulusalcı söylemlere başladılar. Ne tesadüftür ki, bu söylemlerle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Y.CHP söylemi tam tamına örtüşüyordu. Kılıçdaroğlu’nun 22 Mayıs 2010 Kurultayı’nda hiç zaman kaybetmeden genel başkan seçilmesi, insanın aklına Doğan Medya ve Uğur Dündar’ın himayesinde yaptırılan TV şovlarının ve basında Baykal’ın üstüne çıkarılırcasına pompalanmasının boşuna yapılmadığının, tüm bu aksiyonların kaset operasyonundan bağımsız olmadığının ip uçlarını vermekteydi. Devamında yapılan 15. Olağanüstü Kurultay’da, Baykalcı Ekibin MYK’daki son temsilcileri olan Önder Sav ve çevresinin temizlenme hamlesi, blok liste 191 ile yapılırken, Parti Meclisi’ne CHP’nin yolunu bile bilmeyen ve belki de bugüne dek CHP’ye oy bile vermemiş insanların yerleştirilmesi, bunu takip eden 12 Haziran seçimlerinde ise yine CHP’li olmayan 40 ismin milletvekili olarak meclise yerleştirilmesi ve bunların ‘Batı kuyrukçusu medya’ tarafından övgüyle karşılanması, CHP’den asıl tasfiye edilmek istenenin Baykal ve ekibinden de öte, CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Plânlarımızı ‘“Atatürk yüzünden 100 yıl erteledik” diyen güçler, öyle anlaşılıyor ki şimdilerde bu plânlarını uygulamanın koşullarını yaratıyorlardı. Bu güçler, önce 2. eserim dediği CHP’den Atatürkçü düşünceyi tasfiye edeceklerdi ki, sıra Atatürk’ün 1. eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti’ne gelsindi."

"Ülkede herkes işini gücünü bırakmış CHP’yi dizayn etmeye ve yönetimdeki güruha akıl vermeye soyunmuştu. Sağ kalemşörlerden tutun, Sosyalist Enternasyonal üyesi ve emperyalizm kuyrukçusu partilere kadar her kesimin derdi Atatürksüz, ulusal çizgiden kopmuş, federatif cumhuriyet savunucusu bir CHP yaratmak olmuştu. CHP içinde bu siyasal iklim sürerken, Kılıçdaroğlu da boş durmuyor ve bu neo-liberal beslemeli ‘Truva Atları’nın değirmenine su taşıyordu. Bir yıllık bir zaman dilimi içinde 62 il başkanı, 287 ilçe başkanı ve sayısını hatırlayamadığım kadar çok görevden alınmalar yapıldı. Yüzlerce kadın ve gençlik kolu başkanları ile birlikte 4 kez de MYK değiştirildi. Demek ki Y.CHP demek, Atatürk’ün CHP’si artık eskide kaldı anlamına geliyordu. Gelecek günler bunu daha net görmemizi sağlayacak ve biz, anti emperyalist, ulusalcı CHP’li örgüt emekçilerini haklı çıkaracaktı. Referandum sonrası A.B. turuna çıkan Y.CHP’nin yeni Genel Başkanı, Avrupa gezisinde kulağına ne üflendi, eline nasıl bir yol haritası verildi bilinmez, “Bizi A.B.’ye karşı, asker yanlısı ve hükümetin her yaptığına itiraz eden bir parti olarak görüyorlar.” bu algıyı değiştirmemiz gerekiyor demeye, yanındaki kurmayları da AKP’nin olumlu şeyler de yaptığını, bunları ifade etmekten çekinmeyeceklerini söylemeye başlamışlardı."

"10 ARALIK HAREKETİ, FREDERİCH EBERT VAKFI ve Bahçeşehir, Sabancı, Bilgi Üniversiteleri kadro devşirme alanları ve çözüm ortağı işbirlikçiler olarak devreye sokuldu. Siyasi obezliğinin ve arsızlığının tüm vurdumduymazlığıyla hareket eden Kılıçdaroğlu, bir süre sonra TESEV’i adeta CHP’nin MYK’sı gibi kullanmaya başladı. ‘Arama Toplantıları’ adı altında TESEV’cilerin ve yukarıda saydığım STK’ların katıldığı toplantılar düzenlemeye başladı. Burada CHP’nin gündeminde olmayan anayasal vatandaşlık tanımından, yerel yönetimler özerklik şartına, Türklük tanımının anayasadan çıkartılmasından, ana dilde eğitim konusuna, genel af çıkarılmasına ve Dersim konusuna kadar bir çok konu tartışılıyor ve kararlar alınıyordu. Hatta daha da haddini aşarak, Van’da yaptıkları toplantıyı Alman basınına anlatırken; “CHP, iktidar olduğu dönemlerde bölgede yaşanan tüm olumsuzluklardan dolayı Kürt halkından özür dilemeli” diyebiliyorlardı. Kemal Kılıçdaroğlu da bu çağrıyı 40.000 kişi öldürüldü diyerek destekliyor ve RTE’a: “Devlet arşivleri elinizde, yüreğin yetiyorsa aç arşivleri!” diyerek siyasi asist yapıyordu. Yandaş basın da, Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler de dahil, bu fırsatı kaçırmayarak, Atatürk ve İnönü’yü hedef haline getiriyordu. Bu davranışlar ve söylemler Y.CHP’nin, İstiklâl Mahkemeleri’nde yargılanarak idam edilen Cumhuriyet düşmanlarına iade-i itibar verilmesine sebep oldu ve Milli Mücadele’den rahatsızlık duyanları keyiflendirdi."

SOROS POLİTİKALARI

"Soros’un, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü itibarsızlaştırma plânı, Kılıçdaroğlu’nun makinistliğinde ‘tıkır tıkır’ işliyordu. Tüm bunlar AKP’nin bile kolayca gündeme getiremeyeceği konulardı. Görünen köy kılavuz istemiyordu; Y.CHP küresel efendilerinin gözüne girmek ve “Onu bırak, beni al!” demek için plânlı bir çabanın içine girmişti. Sözüm ona, muhalefet yapıyorum kisvesi altında sürekli AKP’ye kredi veriyordu. Aslında bu krediler aynı zamanda BOP’ne ve ABD’ye verilmiş kredilerdir, dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Kılıçdaroğlu ülkede neo-liberal bir cephe yaratmanın kilometre taşlarını döşemekteydi. Kuruluş’un 197 ve Kurtuluş’un partisi, okyanus ötesinden gelen üflentilerle kim bilir daha nerelere savrulacaktı? Her türlü despotizmi kullanarak, parti içi iktidarını sağlama aldıktan sonra, tüm çabasını “Devletçilik, Milliyetçilik ve Devrimcilik”ten koptuğunu ispatlamaya, lâiklik diye bir sorunu olmadığı izlenimini vermeye çaba harcaması, zaten AKP ile ekonomi modelinde bir çelişkisi olmadığını göstermektedir. Bu çaba, aynı zamanda kendisini partinin başına getiren güçlere de güvence verme çabasıdır. CHP yönetimi, kurucu ilkelerinin içini boşaltıyor, pratikte hepsini işlevsiz bırakıp sadece amblem olarak muhafaza ediyordu. Parti bünyesinde danışman ve ideolog olarak görev verdiği dışardan beslenen devşirme kadrolar, bu plânlarını ne kadar sinsi bir uygulama içerisinde yaparlarsa yapsınlar, bu çürüme CHP’nin anti-emperyalist ve vatansever doğal tabanının gözünden kaçmıyordu. İşine geldiği ortamlarda ben ‘Dersimli Kemalim’ diyor, sonra da Bağdat Caddesi’nde ‘Mustafa Kemal’in askeriyim’ diyebiliyordu. 10 Kasımlar’da Atatürk’ü önder ilân edip, daha sonra Atatürk’ün CHP’si değiliz diyebiliyordu. Oslo görüşmeleri için önce verdiğimiz bir teminat yok derken, sonradan biz hükümete destek olacağımız çağrısını yaptık, kredi verdik, sürece negatif değiliz, açıklamasını yapabiliyordu. Ve bu bel kemiksizlik, parti tabanının olduğu kadar seçmenin de gözünden kaçmıyordu."

"CHP’nin çürümüşlüğüne ve uzaktan kumandalı olarak yönetildiğine dair bir örnek daha anlatalım;

‘Adalet Yürüyüşü.’

Verilen tüm küresel desteğe rağmen Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına kuş kondurur gibi konduran küresel güçler, bu bey efendiden istedikleri randımanı alamıyor, ondan bir türlü lider yaratamıyorlardı. Bu tıkanıklığı aşmanın bir yolu olarak düzenlenen ‘ADALET YÜRÜYÜŞÜ’ 25 gün boyunca ülke gündemini işgal etti ve muhalifi-muafığı örgüt üyelerinin de katılımını sağladı. Bu yürüyüş sonucunda 450 kilometre tamamlanıp İstanbul’a ulaşıldığında herkes artık lidere dönüştü diye düşünmeye başlamıştı. Bu işi organize edip, medya desteğini de Kılıçdaroğlu’nun emrine veren güçler, bu yeni kredinin ve ‘Gandi’ taklidinin başarılı olduğunu düşünmüşlerdir muhakkak. Adalet kavramının öne çıkmasını fırsat bilerek göstermelik ve tamamen siyasi mastürbasyondan öteye gitmeyen bir ‘Adalet Kurultayı’ yapıldı. Çadırlar kuruldu şovlar yapıldı, katılanların isimleri yazılı tuğlalar dizildi ve kimse ne olduğunu anlamadan sona erdi. Geriye, geceleri yapılan içki alemleri dedikodusu ile, çadırları kuran firmanın halen ödenmeyen borçları ve kurultaya taşınan belediye taşeron işçilerine yazılan fazla mesai ücretleri kaldı. Adalet şovunun etkisi fazla uzun sürmedi, çünkü altı doldurulamadı ve gündemde tutulamadı. Başka türlü olması zaten mümkün değildi; her şişme balonun bir ömrü vardı ve bu “kağıttan kaplanın” etkisi de içine üflenen nefes kadar olacaktı, öyle de oldu. Dışardan verilen talimatlar, partiyi güçlendirmek bir tarafa, çürüme sürecini daha da hızlandırıyordu. Örneğin; ulusalcı ve Kemalist ekibin, bir operasyonla Cumhuriyet Gazetesi’nden uzaklaştırılmasından ve başına Can Dündar’ın geçmesinden sonra CHP Genel Merkezi’nin talimatıyla, partili belediyelerin gazeteye yüzbinlerce abone yapılması sağlandı ve bu yetmezmiş gibi parti örgütüne gazete önünde toplanarak aylarca destek gösterileri yapmaları talimatı verildi. Gerçek Cumhuriyet okurlarının ve CUMOK’luların gazeteyi ele geçiren Fetöcü ve Apocu kadroyu protesto ederek gazeteyi boykot ettikleri bu süreçte, CHP yönetiminin verdiği destek yine Soros politikalarına denk düşen bir destekti. Bu tavırlar, Y.CHP yönetiminin bundan sonraki süreçte de AB desteğindeki liberal mandacı solcularla birlikte siyaset yapacağının sinyallerini veriyordu. Aynı günlerde Fetöcü İpek Medya yayın organlarına kayyum atanmasına karşı, CHP milletvekilleri ve bazı belediye başkanlarının İpek Medya önünde toplanarak basın özgürlüğü nutukları atması ve demeçler vermesi de yine aynı işbirlikçi tavrının bir başka örneğiydi. Bu ihanetler yetmezmiş gibi bir de Adana mitinginde, basın özgürlüğü konusunu dile getiren Kılıçdaroğlu, bir köylü kurnazlığı yapıp Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşleri de mitinge katılanlara alkışlatıyordu. Bu tavır da yine Pensilvanya’ya mesaj göndermenin bir taktiğiydi ve ne yazık ki partinin genel başkanı bu mesaj ve selâm uğruna, alanları doldurmuş vefakâr örgütünü ve seçmenini istismar ederek kullanmıştı."

CHP’NİN BELEDİYELER İMAMI

"Erkan Karaarslan ismi sanıyorum ki çoğunuza yabancı gelmiyordur. CHP’li Belediye Başkanlarına ise hiç yabancı gelmiyordur. Yıl 2014... Kılıçdaroğlu ve MYK Üyeleri CHP’nin 234 belediye başkanını Eskişehir Belediyesi’nde biraraya getirirler ve bu topluluğa Erkan Karaarslan tarafından belediyecilik konusunda seminer verdirilir. Bu toplantı aynı zamanda Erkan Kararslan’ı CHP’li Belediyelere tanıtma toplantısıdır. Parti kisvesi altında organize bir işin temelleri atılmıştır böylece. Nasıl bir organize iş dediğinizi duyar gibiyim, anlatayım: Kılıçdaroğlu’nun Özel Kalem Müdürü Ömer Tuncay Ceylan, bu toplantıyı izleyen günlerde Erkan Karaarslan’ı yanına alır ve başta İstanbul ilçeleri olmak üzere CHP’li Belediyeleri gezdirir. Belediye başkanlarıyla sıcak temas sağlayarak ve genel başkanın önerisini ileterek, tam 104 belediyeden danışmanlık ihalesi almasını sağlar. Çoğu belediyelerin 5 yıllık stratejik plânını yapma işini de yine Karaarslan’ın Bekat, E Yöntem, Global ve Muhkem adlı firmalarına verdirerek, Erkan Karaarslan’ın belediyelerden 4 yılda 1 milyar kazanmasını sağlar. Ne talihsizliktir ki, bu Erkan Kararslan’ın FETÖ/ PYD ilişkisi olduğu ortaya çıkar ve ihaleye fesat karıştırmaktan, teröre finansman sağlamaktan ve FETÖ/PYD ye para aktarmaktan gözaltına alınıp yargılanır. Bu arada, Kılıçdaroğlu’nun Özel Kalemi Tuncay Ceylan’a da 20 bin lira verdiği MASAK tarafından tespit edilir. Şimdilerde birçok belediye başkanı bu davadan dolayı yargılanmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun özel kalemi Tuncay Ceylan’ı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne genel sekreter yapacağı basına düştü. Bakalım ne olacak?"

10 ARALIK HAREKETİ

"DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin çağrısı üzerine, 10 Aralık 2005 tarihinde (İnsan Hakları Günü) Ankara Dedeman Otel’de, bir kısım sendikacı, akademisyen ve iş adamları tarafından “Yeni bir Çağdaş Sosyal Demokrasi” iddiasıyla toplanılarak kuruldu. İlk toplantıdan sonra TESEV ve Clinton Vakfı üzerinden SOROS bağlantılı ve “CHP kapatılmalı ve vakıf olmalı” diyen Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Burhan Şenatalar ile Sabancı Üniversitesi’nden liberal görüşleriyle tanınan Fuat Keyman, 10 Aralık Hareketi sözcülüğüne getirildiler. Önceleri yeni bir parti kurma eğiliminde olan bu grup, Baykal ayrılınca CHP içine konuşlandılar ve sonrasında Süleyman Çelebi milletvekili, Burhan Şenatalar P.M. üyesi, Fuat Keyman danışman, Oğuz Kaan Salıcı, önce İstanbul il başkanı şimdi de milletvekili ve genel başkan yardımcısı, Canan Kaftancıoğlu da İstanbul il başkanı oldular."

TESEV (TÜRKİYE EKONOMİK VE SOSYAL ETÜDLER VAKFI)

"Soros tarafından 1994’te kurulmuştur ve yine Soros tarafından finanse edilmektedir. Kurucu mütevelli heyeti içinde, Bülent Eczacıbaşı, Üzeyir Garih, Şarık Tara, Cem Hakko, Asaf Savaş Akat, İshak Alaton, Cem Boyner, Bülent Akarcalı, Can Paker, Tarhan Erdem, Erol Çevikçe, Nuri Çolakoğlu, Hurşit Güneş, Mehmet Kabasakal, Jack Kamhi gibi 300 seçkin zengin kişi ve İTÜ Vakfı, HAK-İŞ, BÜMED, YASED, TİSK ve KALİTE DERNEĞİ olmak üzere 6 tüzel kişilikten oluşmaktadır. K. Kılıçdaroğlu vakfın kuruluş hissesi satın alarak vakfın seçilmişler konseyine giren 183 no.lu üyesidir. Rothschild ailesinin Soros üzerinden etkin olduğu, Friedrich Ebert Vakfı’nın desteği ile örgütlenmesini ve faaliyetlerini sürdürmektedir. CHP Milletvekili Binnaz Toprak, vakfın aktif üyelerindendir. Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasıyla CHP içindeki aktivitesi ve etkinliği de oldukça artmıştır. Cüneyt Zapsu ve Osman Kavala da TESEV’in Yüksek Danışma Kurulu Üyesi’dirler."

İzzet Oral, kitabının sonlarında "Fakat son genel başkanla yaşadığımız dönem ve uygulanan politikalar, benim gibi, sizin gibi, bizim gibi, hepimiz gibi parti tabanı ve örgüt emekçilerinin bu kararlı duruşunun erozyana uğratılması sürecini başlatmıştır. Bu erozyon basite alınacak türden; parti içi bir kırılma değildir. Bu erozyon, her türlü unsurla ittifaka girerek sağlanacak olan pirus zaferleriyle üstü örtülebilecek bir erozyon değildir. CHP’nin bitirilmesi için, küresel güçlerce organize edilmiş bir projedir. Mevcut genel merkez kadroları ise, özellikle bu projeyi uygulayacak olan özel seçilmiş kadrolardır. Bu şartlarda biz örgüt emekçilerine düşen görev, kimlik politikalarından ve neo liberal siyaset üretim merkezlerinden beslenen bu yönetimleri bir an önce yönetim ve karar mekanizması erklerinden uzaklaştırmak ve CHP’yi anti-emperyalist, çağdaş ulusal çizgisine yeniden kavuşturmak olmalıdır." CHP'nin fabrika ayarlarına dönmesi gerektiğini savunuyor; " Günümüzde iç sorunlarla uğraşan Türkiye, modern tarihinde ilk kez bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Türkiye, ayrıca ülkenin ulusal çıkarlarını savunma reflekslerini kaybetmiştir. İdeolojik yaklaşımlar dalgalanmalara yol açmaktadır. Ülkemiz siyaseti sürekli olarak ‘Doğu’ ile ‘Batı’ arasında savrulmaktadır. Tüm bunlara karşı ülkemizin jeopolitik savunma yaklaşımlarını sergiliyememekteyiz. Türkiyemizin meselesi, o partinin, ya da şu partinin seçimi kazanmasından ibaret değildir. Mesele sanıldığından çok daha derin ve büyüktür. Türkiye yanlış bulvara sapmıştır, bu yoldan geri dönerek tekrar Atatürk bulvarına çıkmalıdır. Aksi takdirde muhalefetiyle, iktidarıyla aynı tezgâhtan dizayn edilerek kurgulanan, zaman zaman nöbet değişimiyle, koltuk değiş-tokuşuyla ve Soroscu küreselcilerin yönlendirmesiyle hareket eden partilerin yapacağı fazla bir şey kalmayacaktır. Ülkemiz ve Cumhuriyetimiz derin bir kuşatma altındadır. IMF programları ile ekonomik olarak köşeye sıkıştırılan Türkiye, günümüzde çöken ekonomisi ile yardıma muhtaç bir hale düşürülmüştür. Atatürkçülüğün kendi kendine yeten güçlü Türkiye ilkesi çiğnenmiştir. Ülkemizin siyasal yapısı ekonomik silahlar kullanılarak yarı yarıya değiştirilmiştir. Bu saldırılara ve tuzaklara parelel olarak ülkenin tüm siyasal partileri de; yine bu amaç için ve yine bu güçler tarafından organize edilip, içerdeki çözüm ortakları olarak çalışmaktadırlar. Son hamle olarak iddia ediyorum ve altını defalarca çizerek ve israrla belirtiyorum ki, CIA destekli ve SOROS kontrollü PKK ve FETÖ organizasyonları ile, örtülü örtüsüz biçimde ülkenin siyasi partileri ve işbirlikçi besleme STK’ları, hep birlikte Ortadoğu’da kurulmak istenen “EYALET” sisteminin bataklığında kulaç atmaktadırlar."

İzzet Oral'ın bu başarıl çalışmasına şapkamızı çıkartıyoruz ve 4. kitabın ne zaman geleceğini 4 gözle bekliyoruz! 

Aslında bu kitap, 74'lük delikanlı Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başından gitmesi gerektiğine de güzel bir örnek oluşturuyor! 

Kılıçdaroğlu'nun da bu kadar sağlam ilişkiler ağının içinde olması, patenti gazeteci Emin Pazarcı'ya ait "Proje" tespitine de cuk diye oturmuyor mu? 



Kitabı yazardan imzalı temin etmek için: [email protected]