Hoşça Kal Sevgilim
Reklam
ÜMİT YAŞAR IŞIKHAN

ÜMİT YAŞAR IŞIKHAN

Hoşça Kal Sevgilim

25 Ekim 2018 - 06:23

Homeros’u da mı götürüyorsun… Çocuğumuzu da mı...

Meles Çayını ben kirletmedim ki!

Aşkı da mı götürüyorsun bu kentten...

Kumruların son şarkısını da mı!

Beni de mi?

Gözlerini mavide sakla, saçlarını en son kokladığım kahverengide…

Ellerini sessizce uzat beyazlığın sütünde, tut hayallerimi ıslak yağmurun sana koşan damlalarında…Öp beni saçlarımı okşayarak, kucağımda bize ait Homeros var…

Sessizce yüzünü çevirme , çocukluğumdan kalan bir tarih ve bir kent ağlamakta...

Sustum… Öldür beni ihanetin takviminde sokak çocukları gitti. Kahramanları da gitti, son madalyalarını bit pazarında satarak. Gevrek kokusunun peşinde koşan güvercinlerin sonuncusu da sığındı heykelin namlusuna...

Azaldı mermileri her gün vurulmadan önce Hasan Tahsin’in...

Gittim...Gidiyorum... Herkes gitti ...Sen Smyrna... Hoşçakal sevgilim.


Sen mi gidiyorsun!

Ben mi gittim…Ne oldu sayfasına bu aşkın…

Bu kadar çabuk terk edeceğini bilseydim eğer, çocuk kalırdım dokunuşlarında bu sokakların.

Susardım, kör ve sağır kalırdım rüyaların ilk bakışlarında kalan fuarın paraşüt kulesinde .

Bana bakarken sesini tut sokakların, çığlığa koşan suların sesini, ruhumun Mardin’den çaldığı çöl sıcaklığını, badem yeşilini, bozkır sarısını, hayallerimi ve ellerimin sıcaklığını ...

 

Sessizce kendi umutlarıma su sattığım yılları...Bana bırak ve git demeden, sen gittin geldiğin yere, Agora’ ya, tünellerle Pagos’a ve rüyasına İskender’in.

Hoşçakal sevgilim…Artık ben yenilmiş ordular gibi, renklerin en içindeyim.

 

Yoksun artık… Homeros’da yok.

Fotoğraflarında kül rengi insanların bıraktığı kentin eşyaları var. Ölünün arkasında paylaşılan ve çöpe atılan anılarıyla unutulan hayatlar var. Artık sen yoksun Smyrna…Saçlarından bir tutam papatya saklandı , zamanın kanatlarında.

Şimdi, hüzün yağıyor yolların sırılsıklam taşlarına. Bulutlar, uzun yolculuklardan kalan yorgunluğunu simsiyah bir pelerin gibi serdi Çatalkaya’dan... Kentin ruhu, sıkışıp kaldığı beton yığını arasında yılan gibi kıvranıp dolaşıyor. Kadifekale’den kalabalık bir çığlık , martıların ezgilerinde körfeze yayılıyor.Fuarın kararan yeşilliği içinde alüminyum çatılar parlıyor.

Kendine yenilmiş bir kızın, korkarak yapıştığı dönme dolap içinde hayallerini çevirip duruyor. Rüzgar Temaşalık’tan, Namazgah’tan yayılan Rakım El Kutlu’nun ilahilerine eşlik eden yaylı tamburun son ezgisinde ağlıyor...

Artık, bu kentte hüzün var…

Bu kent ölmek üzeredir…

Bu sokaklarda...Bu rüzgarda…

Terkedilmişliğin, ihanetin solgun yüzünü saklayan bulvarlarda evini kaybetmiş kedilerin şaşkın bakışları dolaşıyor…

Rüzgar konaklayacağı yeşil bir dalı arıyor. Ormanlık, ağaçların kardeşçe körfeze baktığı tepeleri, sardunyaları, menekşelerin kokusunu saklayan, hanım ellerini…

Yağmur,damlaların akışında sürükleyeceği toprağın kokusunu arıyor, ıslatacağı çiçeğin beyazlığını…Şarkılarla koşup evlerine kaçacak çocukların en son parkını…

Kumrular, en son öpüşmenin hayalini arayan sesleriyle çatı arasında kaldı.Yıkık , harap ve yaşanmış birçok hayatın tanıklığını saklayan bahçe taşlarındaki son izlerini saklayarak.

 

Hoşçakal sevgilim...Hoşçakal Smyrna...

Bu kent terk edildi… Körfeze bakan mavi gözlerine ihanet ederek, balıkları öldürdüler. Kanala dönüştü suların akışı. Kahverengide boğuldu yakamoz, ay ışığının romantik ezgileri.

Yollarında çukurlardan deprem yaratıldı, takunya fuarları açıldı, asfalttan Osmanlar yetiştirildi, ringlerden İhsan eyledi, seyyar dolmuşçulardan Yüksel, metrolardan Aziz ve kendi fotoğrafını geçmişinden silen sözde yurtsever ve aymaz ve zavallı bir mevsimin kenarında yetişen havarilerden localar ve loncalar karıştı ak mermerlerden sızan bu kentin sütüne.

 

Ah Smyrna...Sevgilim ...Gitme…

Uzat kollarının kenarında sıyırıp bıraktığın pelerindeki buhurdan…Homeros’u sen doğurdun...Bu atlası, bu gökyüzünü, bu martıları, bu şarkıları hayatın…

Seni sattılar, gözün kapalı güvenerek uyuduğun saatlerde …

Güzeldin, yaralıydın, umutluydun, kanatlanıp giden şarkıların peşinden çocuktun oysa...

 

Gider gibi yap...Ama gitme…

Hüzünlü bakışlarından dökülen, yarım kalan masalların büyüsünde, aşkını anlatacak havarilerin var…

Seni sevenlerin var…

Bakma, ruhunu paraya ve betona satan kirzadelere…

Bakma, yollarında su satan çocukların yokluğuna

Bakma, kızlarının peruk takmasına, lens takmasına,

Bakma seni sevdiğini söyleyip de sırtını dönenlere

Onlar kendi ihanetleriyle sarhoş

Zavallı ve seni tanımıyorlar asla

 

Eski zaman masallarında senin kokunu ney’e üfleyen Rakım El Kutlunun ilahi notalarındaki tütsü sendin Smyrna...Sevgilim...

Bak, Rüştü Şardağ senin beyaz ellerine , kiraz dudaklarına yeni besteler yapıyor…

Son militan Şükran Kurdakul, aşkını mermi yapıp sıkıyor kapitalizme Samim Kocagöz, cepheden yeni dönen Kuvai Milliyecilerle şarap içiyor, senin güzelliğine.

Sularının rengi mavi, rüzgarında kanatlarını unutmuş kuşların peşinde koşan son şövalyen,Yaşar Aksoy dönüyor Çeşme’nin kuytu köşelerinden.

Yine de orta bahar zamanlarında bordo atkısıyla ne kadınlar sevdi Attila İlhan sensin diye…Mahur Beste’den bakıyor yollarına…

Dario Moreno, hep canım dedi biliyorsun...Hep aşkım dedi sana, biliyorsun…

Salah Birsel az önce geçti kapıdan sana adanmış bir demet menekşe ile…

Urla’dan Necati Cumalı, acı tütün içti sana olan hasretinden

Hep aşk kokar bakışları senin adın geçerken Nahit Ulvi hocanın, papyonunda, fötr şapkasında…Silahını teslim etti Hasan Tahsin ,sisteme ve satılmış beyzadelere…

Okan Yüksel’de sordu geçen yüzyıldan kalan ayak izlerini hürriyetin.

Ahh sevgilim…Smyrna… Sarı saçlım, mavi gözlüm..

Bir de ben…Sana su veren çocuk…

Kuşlarına gevreklerden dökülen susamları saklayan.

Sokaklarında çiçek satan, dergi dağıtan ve iflah olmaz aşıklarının en küçüğü…Umutların en büyüğünü tarihinde saklayan.Sana aşık olan.

 

Beni affetmiyor musun…

Bizi affetmiyor musun…

Kuşlarını da mı götüreceksin...

Mavi körfezin son bulutlarını da mı!

Balıkların pullarını da mı… Yakamozları da mı…

Pagos tepesini de mi...Gözlerini bıraktığın son yeşillikleri de mi

Homeros’u da mı götürüyorsun...Çocuğumuzu da mı…

Meles Çayı’nı ben kirletmedim ki…

Aşkı da mı götürüyorsun bu kentten…

Kumruların son şarkısını da mı…

Beni de mi!

 

 

 

 


GÜNDEM OTUZBEŞ İHA ABONESİDİR