Entel – Dantel ve İzmir
ÜMİT YAŞAR IŞIKHAN

ÜMİT YAŞAR IŞIKHAN

Entel – Dantel ve İzmir

13 Eylül 2018 - 09:38

Hızla kirleniyoruz...

Hızla ruh hastası insanların egemenliğine giriyoruz…

Hızla değerler kayboluyor ve dejenerasyonun harmanında olağanlaşan bakışlarımızla dolaşıyoruz.

Ne oldu bu insanlara! Nerde yol fenercileri ? Nerde hayatın doğru saatinde ve güzel sularında dolaşan havariler…Söylemleri ve eylemleriyle topluma önderlik yapan aydınlar…

Kimdir “aydın” ? Eski adıyla “münevver.”

Yani, çevresini, halkı aydınlatan.. Bilgilendiren, doğru ve olması gereken yere toplumu yönlendiren...Egosunu yenmiş, nesnel bakan ve kurduğu ilişkilerle ve sağladığı dayanışmalarla ,etik duruşu ve birikimiyle örnek gösterilen birey...Kişi...

Birilerinin “Akil adam” dediği cinsten, devşirme aydınlar değil tabi… Ruhuyla, canıyla, birikimiyle, geleceği doğru yorumlayıp insanların ,toplumun biraz daha mutlu ve barış içinde yaşaması için çabalayan, fikir veren, “ben ..ben”.. demeyen...Öne geçmek için çırpınmayan, etiket kullanmayan mütevazi ve çelebi insanlar… Bunun kadını erkeği yoktur...O olgunluğa o birikime ulaşmanın sürecinde sergiledikleri duruşun soylu fotoğrafında yer almayan ancak toplum tarafından o sahneye yerleştirilen kişiler...

Bu kentin aydını var mı ?

Kim bunlar ?

Kaç kişi…Nerdeler!

Üniversitedeki akademisyenler mi aydın ?

Şair, yazarlar mı ?

Bu payeyi kim veriyor…Halk mı, yalakalar mı !

Karabatak gibi ne zaman çıkarlar su yüzüne ?

Meyhanede kafa çekip vatanı kurtaranlar mı ?

Kendini ulaşılmaz, egosu baskın, hasta ruhlu yazar çizer takımı mı aydın ?

Gazete sahipleri mi…İş verenler mi... Köşe yazarları mı ?

Kim bu aydın!

Sıkıysa çıksın ortaya …

Yazıklar olsun..Dört milyonluk kentte “Aydın”,”Münevver” tanımına, ruhuna uygun örnek gösterebileceğimiz insan yok mu !..

Bu çürümüşlük içinde, kendi kabuğuna çekilmiş, kendi gettosunda birkaç havarisiyle kendi surlarında sessizce yüzen ve boğulan kaç kişi var bu kentin tarihinde…

Bu aşamada bestekarları ve din adamlarını, ruhani atmosferin sularında kendi kanatlarını örenleri ayrı tutuyorum…

Kent araştırmacılarını, rehberleri, tarihçileri , kent belleğinin hamallarını ayrı tutuyorum…

Oturduğu yerden “Vatan Millet Sakarya”…Mangalda kül bırakmayanlar , çevrelerine sözde birikimleriyle, yorumlarıyla hava atanlar, eyleme gelince tıss yok…

Şair ve yazar diye geçinen yüzlerce şahsiyet, toplumsal duyarlılığın buluştuğu eylemlerde gölgeleri bile yok…Hepsi,ya meyhane de veya hasta olurlar…

1 Mayıs…Dünya emek , dayanışma ve direnme gününde alanlarda kaç sanatçı vardı biliyor musunuz ?

Ressamı ve şairi ile yazarı ve karikatüristi ile…Tiyatrocu ve sinemacısı ile…

Yani, söylemleri ve yazdıkları, çizdikleri ve haykırdıkları ile birbirini tutan kaç sanatçı vardı ?

Bütün alanı dolaştım...Gündoğdu meydanı… On binlerce genç…On binlerce emekçi…

Peki bu kentin aydınları... Münevverleri.. Şairleri.. Yazarları.. Ressamları…Heykeltraşları…Müzisyenleri…Filozofları…Tiyatrocuları...Mangalda kül bırakmayanlar...

Meyhanede devrimden devrime koşanlar... Halktan ve toplumsal gelişmelerden kopuk ve halen kendi gençliğindeki küflü sayfalarda kalan sosyalizme ihanet eden zavallı soytarılar nerde? Nerde hayatın akar damarlarında renk olmak…Nerde geleceğin ufuklarına açılan yollarda fener tutmak...Örnek olmak...Dayanışma içinde kol kola geleceğe, barışa ve sevgiye yürümek…

Faşizme ve emperyalizme karşı ortak ruh oluşturmak...Söylenilenlerle...Yazılanlarla...Hayata müdahil olmak…Yani dik durmak...Onurla bu yürüyüş kolunda yerini almak…safları sıklaştırmak...Aynı sloganda, aynı ekmeği paylaşmak...Kanayan yaralarımızda birbirimize merhem olmak.

Yazıklar olsun...Dört milyonluk kentte, toplam Otuz kişi...

Otuz sanatçı kol kola kenetlenip güneşin alnında yürüdüler…Slogan attılar, şiirler okudular...Yüreklerini ve umutlarını paylaştılar...İzliyorum…Son beş yılda hep aynı insanlar...Aynı paydada buluşmasa bile aynı saflarda kardeşlik türkülerini ve barışa koşan umutlarını paylaşıyorlar...

Teşekkürler dostlarım...Sizi tanıyanlar bilir…Söylemle eylemi buluşturmak; yazılanları hayata armağan etmek böyle olmalı. Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği saflarında yürüyen o güzel insanların adlarını yazmayacağım ama onlar kendilerini bilirler. Bilinmek için de gelmediklerini biliyorum...

 

İşte aydın olmak bu...Halkın arasında, halkın önünde olmak, aşkla…Şiirle...umutla…