CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA LİNÇ GİRİŞİMİ
TURAN ÇATAL

TURAN ÇATAL

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA LİNÇ GİRİŞİMİ

22 Nisan 2019 - 14:05

Ülkemizde şehit cenazelerini büyük bir acı içinde yaşıyoruz. Öncelikle ateş düştüğü yeri yakıyor. Sonra tüm ülkeyi yakıyor. Şehit olunduğunda o ailenin olmaktan çıkıyor artık tüm ülkenin şehidi oluyor. Bir ailenin bir tarafın değil! Şehit cenazelerine de tüm yurttaşlarımız imkanları oranında katılmak istiyor. Bu güzel ülke uğruna toprağa düşünlere onurlu bir saygının gereği cenazelere katılımlar da yığınlar halinde oluyor.

Böyle bir şehit cenazesini dün Ankara yaşadık. Kuzey Irak sınırında, Şırnak kırsalında sıcak çatışmada şehit olan dört askerimizin biri de Ankara da toprağa verilecekti! Ana muhalefet partisi olarak CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu şehit cenazesine katılıyor. Ciddi bir provakosyonla karşılaşıyor. Bir takım sağ ve sığ kafalar linç girişiminde bulunuyorlar. Tekmeleri, yumruklamaları televizyonlardan ibret ve nefretle izledik. Bugün haber bültenlerinde o saldırganlardan birinin de AKP üyesi olduğunu öğrenmiş oluyoruz. AKP erklerinin "sıcak demiri soğutalım" söylemine inat demek ki yüreklerinde kin ve nefreti beslemeye devam ediyorlar. Demokratik seçimleri bilinçaltlarında içlerine sindiremiyorlar. Seçimle gelenin seçimle gittiği bilinci maalesef bu tip sığ ve sağ kafalarda şekillenmemiş olduğunu görmekteyiz.

Bir takım gizli ellerin yine toplumun huzur ve refahına saldırısını izlemekteyiz. Yerel seçimlerdeki başarısızlık ve büyük kentlerin CHP ye geçmesi bazı kesimlerde büyük bir paniğe ve hazımsızlığa neden olduğunu bu tip saldırılarda görmekteyiz.

Toplumda gelişen barış, demokrasi ve huzur esintilerinin verdiği rahatsızlıkların dışa vuruşunu izlemekteyiz. Bazı siyasi şahsiyetlerde neden şehit cenazesine gidiyorsunuz gibi abuk sabuk laflar da etmesi işin daha da vahim olduğunun yansımasıdır.

Tarih tekerrürden ibarettir kelimesi tam da burada karşımıza çıkmaktadır. 04 Mayıs 1959 yılında Kurtuluş savaşı kahramanı, Atatürk’ün silah arkadaşı, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık yapmış olan İsmet İnönü’ye yapılan linç girişiminin bir benzerini dün de yaşamış olduk. Olay bu anlamda daha da vahim olduğunun altını çizmek isterim.

Anti-demokratik uygulamaları normal gibi gösteren hükümet yetkililerini buradan uyarmadan geçemeyeceğim. Bu tip nefret girişimleri tüm toplum kesimlerini zehirler, irin gibi içten içe gelişir. Dikkat edin ve tarihten ders alın!

Ben bu tip çirkin oyunların içine hiçbir siyasi partinin ve yandaşlarının girmemesi gerektiği konusunun altını çizmek isterim. İnadına barış, kardeşlik, hoş görü ve demokrasi diyorum. Hepimize lazım olan bu duyguları besleyip geliştirelim.

Şehitler hepimizin şehidi olduğunun altını çizerek bu tür şehit cenazelerinde sağduyulu olmaya tüm yurttaşlarımızı davet ediyorum. Tarihten ve dün Ankara da yaşanan olaylardan ders alınmasını diliyorum.

İsmet İnönü'ye linç girişimi…

Tarih, ilginç bir mecradır. Çünkü herkes onu keyfince eğer büker. Propaganda amaçlı kendine uygun “Malzeme” çıkartır. Nitekim bu eğilim son zamanlarda marazi bir “İnönü nefreti” ile sarmalanmış bir şekilde yeniden hortladı. Tabii bu noktada Sayın başbakanın katkıları küçümsenemez!

Neyse, bütün bunları 4 Mayıs 1959’da yaşanan ve tarihe “Topkapı olayları” diye geçen hadisenin fotoğraflarının ortaya çıkması vesilesiyle hatırladım. Gerçekten çok ilginç karelerdi bunlar…

Garip olan şuydu ki –maalesef- Türk sağ geleneği geçmişte önayak olduğu kimi olayların sorumluluğunu yüklenmekten, ders çıkartmaktan bugün bile uzak görünmektedir. Aynı hatayı 1950’li yıllarda bir “Gerginlik politikası” izleyerek, muhalefeti “Normal” bir unsur görmeyerek (Hatta “Düşman” görerek) toplumu cepheleştirerek ve “En çok oyu ben aldım o halde istediğimi yaparım” tutumuyla sürdürmüş ve “İstenmeyen hadiseler”e (!) sebebiyet vermiştir.

Söz konusu “Topkapı olayları” da bunlardan birisidir. Ondan hemen öncesinde “Uşak olayları” vardır. Aslında olayların temelinde DP iktidarının bir önceki 1954 seçimine oranla 1957’de büyük bir oy gerilemesi yaşaması (Yaklaşık 10 puanlık düşüş) yatmaktadır. Ayrıca CHP lideri İnönü’nün tüm yurdu gezerek muhalefetini yükseltmesi ve halk tarafından sıcak karşılanması rahatsız etmiştir. DP, bu gerileyişi baskı ve yıldırma yöntemleriyle önleyebileceği, bunu da DP tabanındaki kimi unsurları daha da hırçınlaştırarak yapabileceği zannına kapılmıştır.

İşte o gün de böyle bir yol seçildi. İnönü’yü İzmir’den getiren uçağın Yeşilköy’e inmesi ile birlikte polisiye engeller arttırıldı. CHP liderini partililerin karşılamaması için yasaklar kondu. Daha da vahimi, bunun için DP’liler oldukça örgütlü bir çaba gösterdiler. (Örneğin Beykoz fabrikalarındaki “Yandaş işçiler” getirildi ki bunlar 6-7 Eylül 1955 hadiselerinde de “Başrol”deydiler.) Topkapı’ya yığılan DP’li avami-lümpen unsurlar taş, sopa hatta bir kamyon dolusu tuğla depolamışlar ve İnönü’nün gelmesini beklemişlerdir.

Bugün ortaya çıkan fotoğraflarda göstericilerin elindeki “Paşa hayatın palavra”, “Paşa kulağın sağır, gözünde mi görmüyor”, “Paşa başına taş değil, Allah’ın gazabı çarpsaydı” (Uşak olayları kastedilerek), “İçimizde yerin yok”, vb. gibi oldukça nefret dolu dövizler dikkat çekiyordu.

Sonunda bu “Protestocular” (?) İnönü’nün arabasının surlara yaklaşması ile birlikte harekete geçecek, “Geber”, “Defol” naraları altında taşlar sopalar atılmaya başlanacak, hatta bir kısmı İnönü’nün arabasının üzerine çıkıp tepinmeye çalışacak ve bazıları “Vurun Makarios’a!” diye bağıracaktı. (Ne ilgisi varsa?) Gözler önünde yaşanan aslında bir linç hadisesi idi.

Ne acı ki linç edilmek istenen bu ülkenin kurtuluş savaşı kahramanlarından, eski başbakan ve cumhurbaşkanı ve zamanın ana muhalefet partisi lideriydi. En sonunda bir süvari binbaşısının inisiyatif kullanması ile (Kenan Bayraktar) İnönü kurtarılabilmiştir.

Bugün dahi olayı “CHP’nin provokasyonu” olarak değerlendirenler (Oraya o insanları CHP yığdı sanki!) ve hatta “İnönü’ye Halkın tepkisi” diye meşrulaştırmaya çalışanlar bile vardır.

Bana göre ise yaşananlar bir utanç kaynağıdır!..

 

NOT: Olay 27 Mayıs sonrası Yassıada’da dava konusu oldu. Durum “İnönü’nün hayatına kast” olarak değerlendirildi. Aralarında Celal Bayar ve Adnan Menderes’in de bulunduğu 17 sanık suçlu bulundu…