MUZAFFER BEKEN

MUZAFFER BEKEN


Kriz Kurguları

03 Eylül 2018 - 16:36

Bir soru sorarak başlayalım: Seçimler neden erkene alındı?

Erdoğan ne diyordu, ne yaptı?

Tarih 2005 yılının Mart ayının 1.ci günü Erdoğan TOBBB Center’da Eurohambers Başkanlık Divanı toplantısına katılıyor. Toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. “Şu anda erken seçim ifadesini kullanmak, ağır konuşayım, bana göre bu ülkeye ihanettir…Bütün ekonomik parametreler iyiye giderken, ülkede istikrar, güven, inanırlık varken, ortada erken seçime gerek duyulacak bir durum yokken, kalkıp bunu gündeme getirmenin hiçbir anlamı yok” (Hürriyet, 01.04.2005)

Takvim yaprakları 2006 yılının son ayının 13.cü gününü gösteriyor. Erdoğan partisinin “Sosyal İşler Başkanlığı” toplantısı için parti binasına geliyor. Gazetecilerin erken seçime ilişkin sorusuna “Hayatlarında iki koyun gütmemiş olanlar kalkıp erken seçim diyorlar…Bu işi bilenler, ‘erken seçim istikrarsızlıktır’ diyorlar ve bunu istemiyorlar” (HaberTürk, 14.12.2006)

Erdoğan’ın 2005 ve 2006 yıllarında erken seçime ilişkin yaptığı açıklamalarda istikrar vurgusu dikkat çekiyor. Diğeri ise ‘erken seçim istikrarsızlıktır’ sözüne gönderme yaparken de erken seçime ancak istikrarsızlık dönemlerinde gidileceğine anlatmış oluyor.

Erdoğan’ın 2005 ve 2006 yıllarında yapmış olduğu açıklamalardan hareketler 24 Haziran 2018 erken seçimi ekonomik istikrarsızlıktan dolayı yapıldığı sonucuna ulaşmak yanlış olmaz.

Henüz daha tek adam yönetimine geçiş aşamasında yapılacak birçok yasal değişiklik tamamlanmadan, hemen alelacele, hem de çok kısa süreli seçim çalışması takvimiyle baskın bir seçime gidilmesi ucu görünmüş olan ekonomik kriz değil de nedir?

Erdoğan/Bahçeli koalisyonu ekonomik krizi gördü, çünkü birçok veriler önlerinde. Ekonomiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek 30 Mart 2018’de “Fırtına yaklaşıyor, önlem alacağız” diyordu, Uludağ ekonomi zirvesinde. Ayrıca yaptırdıkları anketler ile halkın yaşam standardının kötüye gitmekte olduğunu ve giderek tepkinin büyüyeceğini de büyük olasılıkla da görmüşlerdir. Bu yüzden Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini öne çekerek erken seçime gittiler, hem de istikrar vaat ederek.

Erdoğan/Bahçeli koalisyonu direniyor mu? Evet, Merkez Bankasının faiz artırımıyla uygulanacak olan sıkı para politikasına karşı direniyor.

Geçmişte de Ecevit hükümeti direnmişti. Ecevit o direnişiyle başına ne geldiğini bildiği için 2001 krizinde direnmeden IMF politikalarına teslim olmuştu ama sonuçta D. Bahçeli’nin uluslararası spekülatif sermayenin istemi doğrultusunda koalisyondan çekilmesiyle yine kaybetti. Ecevit’in kibarca bütün itirazlarına rağmen D. Bahçeli koalisyonu bozdu ve erken seçim kararıyla AKP’nin işbaşına gelmesinin yolunu açmış oldu.

Oldukça gerilere gidiyoruz; 1977 yılında Ecevit’in bağımsızlar ile kurmuş olduğu koalisyon hükümeti kısa süre sonra ekonomik krizin içine düştü. Uluslararası spekülatif sermaye ille de IMF politikalarını uygulayın diye bastırdı. Ecevit “bu politikalar ancak Latin Amerika ülkelerinin askeri rejimlerinde uygulanır” diyerek ret etti. Uluslararası sermayenin yerli işbirlikçileri Ecevit hükümetini düşürmek için her şey yaptı. Gazetelere tam sayfa ilanlar bile verdiler. Muhalefet olan Demirel IMF politikalarını uygulamaya hazırdı ve Ecevit’e yüklendikçe yüklendi. Temel maddelerde yokluk, karaborsa körüklendi. İnsanlar bütün faturayı hükümete çıkardı. Senato ara seçimleri ve mecliste boş olan milletvekili seçimlerini Ecevit kaybetti ve istifa etmek zorunda kaldı.

Erdoğan/Bahçeli koalisyonu da direniyor. Ancak onların direnişi oldukça farklı. Yapılan açıklamalardan, alınan önlemlerden anlıyoruz ki ekonomik bunalıma girmekte olduğumuzu görüyorlar. Yüzde doksan beşine hakim oldukları medya ile bunu papaz krizine bağlıyorlar. “Dolar kurunu kurşun gibi kullanıyorlar” ve “bize karşı ekonomik savaş açtılar” diyerek toplumu seferberliğe çağırıyorlar.

24 Haziran seçimleri öncesi ekonomiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Şimşek krizin gelmekte olduğunu açıklamıştı. Yine uluslararası birçok kuruluş gereken önlemler alınmazsa krizin yıkıcı olacağını belirtmişti. Bütün bunlara rağmen Erdoğan/Bahçeli koalisyonu her şeyi papaza bağlıyorlar. Sorun papazla çözülecek olsa her halde papaz serbest bırakılır. Öyle değil mi, bir papaz için ülke tehlikeye atılır mı?

Erdoğan/Bahçeli koalisyonu krizi siyasi kazanıma çevirmek için halkın milliyetçi duygularına, hatta inancına sesleniyor.

Gerçek ne yazık ki anlatıldığı gibi değil. Ülkenin kapitalist sistemi tıkandı. Sürekli uluslararası spekülatif paraya sağlanan yüksek kazançlar ile işleyen ekonominin balans ayarları bozuldu. Bir de buna toplumu yönetme şeklinin değişmesi eklendi. Araba yalpalıyor. Her an direksiyon hakimiyeti yitirilebilir. Arabanın devrilmesinin faturası ne yazık ki I. ve II. şoföre ve VİP koltuklarda oturanlara değil de, üçüncü mevkide yolculuk yapan emeği ile yaşayan insanlara çıkarılacak gibi görülüyor.