MUZAFFER BEKEN

MUZAFFER BEKEN


Erdoğan – Bahçeli Koalisyonundaki saflaşmalar

06 Eylül 2018 - 13:27 - Güncelleme: 07 Eylül 2018 - 04:36

AKP önce Gülen Cemaatiyle kapıştı. 2002 yılında oluşmuş ortaklık, Mavi Marmara olayıyla bozulmaya başlamış ve iktidarda mutlak olma kavgasına dönüşmüştü. Bu süreç aynı zamanda ABD ve AB ile ilişkilerin bozulma sürecidir.

AKP’nin yeni ittifak arayışlarının birinci nedeni bu.

AKP, iktidar için yeni bir güce muhtaçtı. Kendi gücü tek başına iktidarda olmaya yetmediği için başka bir güce yaslanma gereksinimi vardı.

Cemaatle başından beri kavgalı olan güç kimdi?

Emperyalistlerin istekleri doğrultusunda AKP ile birlikte operasyon yapılarak özellikle ordudan tasfiye edilen eski genelkurmay kadrosunu oluşturan ve kendilerine “Atatürkçü” denilen grup. Askeri alanda en önemli güç bu kesimdi.

İkinci neden: Kürt sorunu.

Erdoğan, İstanbul Refah Partisi İl Başkanıyken 1993 tarihinde yayınlanan “2. Cumhuriyet Tartışmaları” kitabında yer alan 15 sayfalık yazısında belirttiği Kürt sorununu Osmanlı eyalet sistemiyle çözme politikası iflas etti. Zamandaş olarak da Suriye’nin Kuzeyinde oluşan Kürt Yönetimiyle istenilen yönetim, ilişkiler ve Esat’ta karşı birlikte mücadele gerçekleşmedi.

Bu yüzden “barış süreci”ne son verildi.

“Ergenekon” ve diğer kurmaca davalar ile ordudan tasfiye edilen “Atatürkçüler” de Türkiye’yi bölme süreci olarak değerlendirdikleri “barış süreci”ne şiddetle karşıydılar.

Özellikle askeri alanda iki gücü bir araya getiren bu iki gelişme oldu.

Devletin diğer üst yapı kurumlarında, özellikle yargı ve eğitim kurumlarında da cemaatin yerini yeni tarikat kadroları, muhalif basının yazdığına göre Menzil ve İsmailağa tarikat kadroları yerleştiriliyordu.

Bu ittifakın siyasi ayağı önemli eksiklikti. Bu eksiklik giderilmezse hükümet olmanın yitirilme riski çok büyüktü.

D. Bahçeli’nin 12 Eylül 1980 darbesinden çıkardığı en önemli ders: “Fikirleri iktidarda olup kendilerinin cezaevinde” olmasıydı. Yani bizim ideolojimizi uyguluyorsunuz ama bizim kadrolarımızı dıştalıyor ve birçoğunu da cezaevlerine koyuyorsunuz. Oysa biz yıllarca bu fikirlerin iktidar olması için sizin için her şeyi yaptık, iktidar bizimde hakkımız diye tepki gösteriyorlardı.

D. Bahçeli işi sağlama almak istiyordu. Fikrin iktidarda olması, yani AKP’nin Cemaat’e karşı olması, onu tasfiye etmesi ve Kürtlerle “barış süreci”nden vazgeçmesi, sorunu, ikna araçlarını terk edip zor araç ve yöntemleriyle çözme yoluna gitmiş olmasına rağmen iktidara ortak olmadan desteklememe tavrını 7 Haziran seçimlerinde gösterdi. İşte MHP ile Erdoğan’ın AKP’si bu tarihten sonra oluşmuş olan ortamda iktidardan pay verme/alma sürecine girdi.

Yeni Osmanlıcık politikaları iflas etti ama özellikle eski Osmanlı İmparatorluk sınırlarında nüfus alanları oluşturmadan vazgeçilmiş değil. D. Bahçeli’nin ırkçı milliyetçi partisinin de aynı anlayışı paylaştığını belirtmek isterim. Siyasi anlamda Erdoğan’ın AKP’si ile D. Bahçeli’nin MHP’sinin bir ortak paydası da bu oluyor.

AKP, homojen bir parti değil. Lider sultasından dolayı tek ses vermesi AKP’yi homojen parti olarak gösteriyor. Bu tür sağ partilerde Liderin dediği olur ve liderden farklı ses çıkarmak partiden atılmakla eş anlamlı olduğu için liderden farklı düşünenler gerçek düşüncelerini açıkça ifade edemezler. Aynı düşüncelere sahip olanlar kendiliğinden bir araya gelerek parti içinde güç olurlar. Liderin kendi ideolojisinde topladığı güç yeterli olmadığı için diğer güçler ile yoluna devam etmek zorundadır. Zaten AKP’nin kuruluşuna baktığımızda birbirlerinden farklı birçok siyasi anlayıştakilerin bir araya geldiğini görmek olanaklıdır. Süreç içerisinde Erdoğan siyasi hedeflerine engel olmak isteyenlerin faaliyetlerinden rahatsız olduğunda fırsatını buldukça bunları tasfiye ede ede parti içi iktidarını güçlendirmiştir.

AKP’nin lider parti olmasından dolayı milliyetçiler sessiz muhalif pozisyondadırlar. Bu çelişkinin en somut örneği Damat ile Soylu’nun arasında olanlardır. Cemaat ve Kürt politikası AKP içinde var olan, bir kısmı da sonradan katılmış olan, milliyetçi İslamcı kanat ile hükümet olmayı paylaşmak zorunda bırakmıştır.

Süleyman Soylu’ya ilişkin kısaca not düşmek istiyorum. S. Soylu, Mehmet Ağar DYP’sinin Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı ile siyaset sahnesinde yerini almış, sonrasında adım adım siyasi kariyer basamaklarını tırmanmıştır. Bu çıkışta kendisine büyük desteği bir dönem T. Çiller’in danışmanlarından olan, sonra gazetede köşe yazıları yazan ırkçı düzeyde milliyetçi ideolojiye sahip Hüseyin Kocabıyık’tan görmüştür. H. Kocabıyık’ta AKP’den İzmir’den milletvekilli yapılarak ödüllendirilmiştir.

D. Bahçeli bir yandan AKP içindeki milliyetçilere yaslanarak güç alırken, diğer yandan da önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş olan milliyetçi seçmeni kazanarak iktidar ortaklığında önemli bir güç edinmiştir.

CHP’nin Ortadoğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerine yaptırdığı 24 Haziran 2018 seçim analizinde MHP’ye AKP’den yüzde 7.2 oyun geçmesi oluşmuş olan iktidar ortaklığının sonucudur.

Nasıl mı?

Seçimlerden önce iki parti “Cumhur ittifakı” adı altında bir araya gelmişti. Daha önceki seçimlerde İslamcı yanı ikinci planda olan milliyetçi seçmen iktidarı güçlendirme ve iktidarda kalmayı seçerek oyunu AKP’ye vermişti. “Cumhur ittifakı” oyunu MHP’ye vererek iktidarı kaybetme korkusu ortadan katlığı için oyunu “esas” partisine vermekte hiçbir sakınca görmemişti. Tek adam yönetimine karşı olan, önceki seçimlerde MHP’ye oy vermiş olan seçmen ise tek adam yönetimine karşı olan MHP’den ayrılanların kurduğu İyi Parti’ye oyunu verdi. (yaklaşık yüzde 7)

MHP’lilerin bazı devlet kurumlarına yerleştirildiği haberlerini basından öğreniyoruz. Ama MHP’nin esas etkili olduğu kurumun Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde görev yapan profesyonel silahlı güçlerdir. Bunu da Güneydoğu Anadolu’da MHP’ye çıkan oylardan anlıyoruz. MHP ideoloji ve izlediği politika sonucunda önceki seçimlerde oldukça çok düşük oy almıştı. Aynı ideoloji ve politikasını devam ettiren MHP 24 Haziran seçimlerinde bu bölgede yaşayan sivil halktan şaşırtıcı düzeyde bu kadar çok oy almasının olanağı olmadığını sanırım herkes paylaşır.

Özetlersem, İktidar ortağı durumuna gelmiş olan D. Bahçeli’nin MHP’si bir; AKP içindeki milliyetçilerden, iki; daha önce AKP’ye oy vermiş olan milliyetçi seçmenden ve üç; profesyonel silahlı güçlerden gücünü almaktadır. Af yasasının çıkartmak için bu kadar çok ısrarcı olması bu gücünden ileri gelmektedir. Büyük olasılıkla da yakın bir tarihte af yasası olmasa bile af yerine geçecek olan yasal düzenlemeler yapılacaktır.

D. Bahçeli son yaptığı açıklamalar ile “İstanbul, Ankara ve İzmir’in şer ittifakının eline geçmesi cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tartışmaya açabilir” diyerek, Erdoğan’ın üzerinde baskı oluşturup yerel seçimlerde de “Cumhur ittifakı”nın devam etmesini sağlama ve böylece yerel yönetimlerde de önemli kadroları ele geçirme hesapları içinde olduğu anlaşılıyor.

Şimdilik oluşmuş olan Erdoğan/Bahçeli koalisyonunda işler iyi gidiyor. Önümüzdeki yerel seçimlere kadar da iyi gideceğinin işaretleri var. Ancak sonrasında, özellikle de Suriye savaşının aşaması sorunsuz görülen bu ilişkiyi etkileme olasılığı oldukça yüksektir. Erdoğan ile Bahçeli arasında çelişkilerin derinleştiği ve bir çatışma görünümü aldığında nelerin olacağını hep birlikte göreceğiz.