ALİ İZZET ORAL

ALİ İZZET ORAL


FEODALİZM TASFİYE EDİLMEDEN EMPERYALİZM YENİLEMEZ

23 Mayıs 2019 - 09:11



Hepimizin bildiği gibi ülkemizdeki siyasal partilerin hiç biri sınıf odaklı siyaset izlememektedirler... Çünkü hiç biri düzen partisi konumunu aşamadıklarından siyasal söylemlerini ve programlarını poülizm üzerine  yapılandırmışlardır.

Bu nedenle seçilmişlere olan güvensizlik kitlelerin sivil toplum ve meslek örgütlerinde yoğunlaşmasınıda beraberinde getirmektedir. Ülkemizin güdümlü demokrasisinde oy hakkı demek aynı zamanda söz hakkı demek gibi bir anlam içermekle beraber, toplumumuzda herkesin oy hakkı vardır fakat herkesin söz hakkı yoktur diye düşünmekteyim...

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının cumhuriyeti kurararken; fikri hür vicdanı hür irfanı hür yurtaşlar yaratmaktı hedefi... Sosyal devlet yaratma hedefinin de ta kendisidir... Bu nedenle cumhuriyetcilik devrimcidir, halkçıdır ve aydınlanmacıdır ve ulusalcıdır ve sırf bu nedenlerden dolayıdır ki feodalizmle çelişmektedir. Cumhuriyet ulusal bağımsızlıkçı olduğundan aynı zamanda anti emperyalist olmak durumundadır ve azınlık bir zümrenin iktidarı demek olan oligarşiyede karşıdır ve o nedenlede halkçıdır. Kimsenin rengine, ırkına, alt kimliğine ve etnik kökenine bakmaz. Bu nedenlede cumhuriyetimizin kurucu felsefesi, kurucu kadroları anti emperyalisttir.

Feodolizm ise, kurtuluş savaşı sürecindede, günümüzde de emperyalizmin iş birlikçisi ve oligarşinin müttefikidirler. Feodalizm milleti mezhep ve alt kimlikler üzerinden bölerek ulus devlete karşı bir tutum izlemektedir... Şeyhler, şıhlar, aşiret ve tarikat ile cemaat liderleriyle dayanışma içinde olup mezhepsel yapılanmalara itiraz etmez. 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait ve 1937 Dersim isyanları emperyalizm pençesindeki feodalizm hareketlenmeleridir ..

Mustafa Kemal sonrası kadrolar feodalizmi tasfiye etmeyi başaramadıklarından, şeyhiyle, şıhığıyla, toprak ağalarına ve cemaat ilişkilerine son veremediklerinden dolayı feodalizm, günümüzde de soluyla sağıyla tüm partilerde kendine zemin bulmuş ve partilerin kolay yoldan kitle tabanı yarattıkları birer unsur haline gelmişlerdir...

Bu kadarlada kalınmamış; köy dernekleri, aşiret vakıfları, tarikat ve cemaatler Sivil Toplum Örgütleri olarak görülerek meşruluk kazandırılmış ve bunlara post modern bir yaklaşımla ilerici anlamlar yüklenerek demokrasi söylemiyle siyasal kılıf geçirilmiştir .

Böylelikle feodalizmin pençesindeki kitleler oy deposu olarak görülmüştür. İşin en siyasal facia tarafı ise bu unsurlar, emek sermaye çelişkisi üzerine yükselen sınıf mücadelelerinin devrimci atılımının önünde egemen küresel güçler tarafından bir engel yol saptırıcı argümanlar olarak kullanılmış ve kullanılmaktadırlar .

Cumhuriyetin toplumu millileştirmesi ve ulusal bilincin yaygınlaştırılması ve sosyal devlet anlayışı emperyalistlerin işine gelmediği kadar, feodal unsurlarında ve bunlara sırtını dayayan düzen partilerininde işine gelmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti ortaya çıkarken Atatürk'ün deyimiyle;  "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk milleti denir", tanımlamasında din,  mezhep, ırk ayrımı yoktur. Bunun tam karşıtı olan Türk kimliğini anayasal vatandaşlığa indirgemek ve yeni anayasada Türk kimliğine yer vermemek ise,  Büyük Orta Doğu projesiyle emperyalist güçlerce Türkiye'ye dayatılmakta ve feodallerce de desteklenmektedir. Çünkü emperyalizm Ortadoğu coğrafyasında ulusal devletler istememektedir, dinsel ve etnik çatışmaları teşvik etmektedir .

Bu sebeplerde açıkca göstermekte ve acil olarak dayatmaktadırki, Ulus devleti  uygarlık seviyesine yükseltmek ve yüceltmek tam bağımsızlığa sahip olmak için feodalizmin tasfiyesi olmazsa  olmazımızdır ve bunu kesinlikle başarmak acil devrimci görevimizdir.