YANKİ GO HOME!
ADEM BİRİNCİ

ADEM BİRİNCİ

YANKİ GO HOME!

20 Şubat 2018 - 11:48

16 Şubat 1969 Pazar günü İstanbul’a kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu’nun her yanından taşınan dinci-ülkücü komandolar, Dolmabahçe’de demirli 6. Filo’ya ait bir gemiyi “kıble” yapıp namaz kılarlar. Antiemperyalist gençler ve işçiler ise Beyazıt’tan Taksim’e “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” başlatırlar. En nihayetinde bilinen kanlı pazar yaşanır.

Bu milletin evlatları, aynı evin çocukları nasıl bir ustalıkla, haince ve vahşice karşı karşıya gelip birbirlerini boğazlamışlardır. Bu yapının ve gücün derinliğini düşünebilliyor musunuz sevgili okurlar. O gün kardeş kardeşi kırarken Coniler otel ve genelevlerde içki ve kadın alemleri yapıyorları... Eyvahki ne eyvah...

Aşağıda Mehmet Beşeri bey'in kaleminden o günleri okuyacaksınız. İbret alır bu oyunu bozar mıyız acaba?

ABD’nin Vietnam halkından tokat üstüne tokat yediği, neredeyse bütün dünyada ABD karşıtı gösterilerin yükseldiği, haliyle ülkemizde de “6.FİLO DEFOL”, “YANKİ GO HOME”, “ABD ÜSLERİ KALDIRILSIN, NATO’DAN ÇIKILSIN” sloganlarının dört bir yanı sardığı günler.

Truman’ın adamları hemen hemen aynı dönemlerde Türkiye’yi de abluka altına almış; sağ, sol, orta, kenar, hacı, hoca, dinci bir yığın teşkilatlar oluşturmuş; elemanlar devşirmişlerdi.

Türk-İş, “Komünizmle Mücadele Cemiyeti”, “İlim Yayma Cemiyeti”, “Aydınlar Ocağı”, “TİP”, CMKP, vb.leri bunlardan bir kaçıydı.

Marshall planı ile ekonomik olarak ipleri ABD’nin eline veren Türkiye, NATO’ya girerek askerini de bağımlı hale getirmişti.

Yapılan bir yığın ikili anlaşma ile(tabii burada gerçekleşen, tarafların eşit şartlarda anlaşması değil, bir tarafın diğer tarafı köleleştirmesi idi) çocukların okullarda ne okuyacağına; fabrikalarında hangi cins bezin dokunacağına; tarlalarında ne ekileceğine; kaç km. karayolu yapılacağına; ne kadar makine ithal edileceğine; Türk halkının hangi renk don giyeceğine; radyolarda hangi programları dinleyeceğine; gazetelerde hangi haberleri okuyacağına; sinemalarda hangi filmleri seyredip hangi artistlere ve aktristlere aşık olacağına;… hemen hepsine ABD karar verecekti.

Habire Türkiye’den elemanlar götürülüp eğitiliyor; ABD’li uzmanlar bakanlıklarda fink; “barış gönüllüleri” ise Anadolu’nun en ücra köylerinde cirit atıyorlardı.

Anlayacağınız Cumhuriyetin bütün kazanımları birer birer elden çıkarılıyor, baltalanıyor, sekteye uğratılıyor, yıpratılıyor, yok edilmeye çalışılıyordu.

Bu duruma sevinerek “küçük Amerika oluyoruz” diye göbek atarak kutlayanlar olduğu gibi; bu onursuzluğu kendine yediremeyip, mücadele bayrağını açanlar da vardı.

Yanlış ya da doğru, özellikle üniversite gençliği içerisinde önemli bir kesim homurdanıyor, kıpırdanıyor, kafa patlatıyor, yazılar yazıyor, gösteriler tertip ediyordu. (Gerçi bunun böyle olacağını bilen ABD, bu konuda da tedbirini almış, bu gençlerin arasına –tıpkı diğer birçok örgütlenmelerde olduğu gibi- epeyce görevli elemanını yerleştirmişti.)

Ancak zaman zaman “kontrol” yeterli olmuyor, gençliğin mücadelesi bizzat Amerikalılara yönelerek onlara büyük zarar verecek, prestijini ayaklar altına alacak düzeye yükseliyordu.
Örneğin 15 Temmuz 1968’de Dolmabahçe’ye gelen ABD 6.filosuna ait 1 uçak gemisi ve 5 destroyer, gençler arasında büyük bir öfke yaratmış, her görülen yerde ABD askerlerinin yüzlerine boya fırlatılmış, başlarından kepleri alınmış, üniformalarına jilet operasyonu yapılmış, hatta zaman zaman coniler boğazın serin sularından nasiplensinler diye denize atılır olmuşlardı.

Yani nerede var bir yanki, orada var tepki…

Üstelik bu davranışlar azalmıyor, bilakis her geçen gün artarak yurt sathına yayılıyordu.

Nitekim 76 gençlik örgütü bir araya gelerek, 16 Şubat 1969 tarihinde, İstanbul’da geniş çaplı bir protesto mitingi yapmayı planlamış ve gereken izinleri almışlardı. Yurdun her yanından İstanbul mitingine katılmak için çalışmalar yapılıyordu.
Bu arada hazırlık yapan başkaları da vardı. Özellikle Komünizmle Mücadele Derneği ve Milli Türk Talebe Birliği, 14 Şubat 1969’da “Bayrağa Saygı” mitingi düzenlemişti.

Aynı günlerde, özellikle bazı yayın organları, sürekli “vatan, millet, din, mukaddesat, bayrak, kitap, Kur’an” diyor, yazdıkları yazılarla sürekli milleti 16 Şubat gösterisini yapacak olanlara karşı dolduruşa getiriyordu. Bugün Gazetesi’nin sahibi ve başyazarı, Mehmet Şevket Eygisi’si bunların başını çekenlerdendi.

Nihayet o gün gelip çattı.

Göstericiler, Taksim’e yürümek için Beyazıt’ta toplanırlarken, “komünistlere hak ettikleri dersi vermek” için kimileri de Taksim Meydanı’nda, taş, sopa, zincir, bıçak, tabanca, satır, saldırma, vb. silahları ile birikmişlerdi. Biraz sonra yapacakları “cihad” için namaz kılmayı da ihmal etmeyen bu saldırganlar, polisin göstericileri azar azar meydana sokması taktiği gereği, alana giren kişileri aralarına alıyor, “Allâhu ekber” nidaları ile iğrenç sanatlarını icra ediyorlardı. ABD’nin uşağı rolüne soyunmuş bu saldırganlar, onlarca kişiyi dövmüş, yaralamış, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan isimli gençleri de bıçaklayarak öldürmüşlerdi.

Anlayacağınız sevgili okurlar bu kardeş kavgası dün-bugün aynı ustalıkla ve kahpece sürüyor. Ogün olduğu şekliyle 6. Filodan kalkan Amerikan helikopterindekiler kıs kıs gülerek kardeş kavgasını seyrediyorlardı... Bugünde aynı kavga ustalıkla,Amerikalıların kahkahaları ile devam ediyor... Yazıklar olsun...

Bu gerçekleri daha iyi okumak ve bilmek adına linkini vereceğim videoyu lütfen izleyin ve izlettirin sevgilli okurlar.https://www.youtube.com/watch?v=ImSq_L04umA&feature=share


 

 


GÜNDEM OTUZBEŞ İHA ABONESİDİR