ABİT DURSUN

ABİT DURSUN


NEREYE KADAR?

09 Aralık 2019 - 14:24

 

İnsan sağlık sorunları yaşayınca gözü başka bir şeyi görmüyor. Tüm yaşamı etkileniyor insanın. Rutinleri bozuluyor. Her şeyden öte keyifsizleşiyor. Önce sağlık diyorum. Uzun süren bir fizik tedavi sürecide benim yaşamımı öyle etkiledi. Okurlarımdan koptum, yazılarıma zaman zaman büyük aralara vermek zorunda kaldım...

Geçtiğimiz ayın başında 23. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nda imza günlerim oldu.

Yayınevim olan Berfin Yayınları dost akınına uğradı. Yayınevinin sahibi sevgili İsmet Arslan ve Şair-Müzik insanı dostum Aydın Öztürk ile keyifli günler geçirdik kaldığım süre içerisinde. Ayrıca sevgili dostum Suat Türkmen başta olmak üzere bir çok can ziyaretime geldi, bol bol fotoğraf çektirdik anı olsun diye...

İstanbul'da kaldığım süre içerisinde kimi gözlemlerim de oldu elbette. Özellikle iki farklı durum vardı diğer gelişlerime göre. 1. Daha önceki gelişlerimde taksi şöförleri Erdoğan'a ve AKP'ye toz kondurmazlardı. Ancak bu İstanbul yolculuğumda hangi taksiye binsem şöföründen en ağır biçimde bir iktidar eleştirisi dinledim. İnanılmaz bir değişimdi bu. Anlamı ise Erdoğan İstanbul'u sonsuza dek kaybetmiş demekti. 2. İstanbul yaşadığı yoğun dış (yabancı) göçle birlikte müthiş bir ''gettolaşma''ya doğru gitmekte. Sırf Beylikdüzü, Esenyurt ve Avcılar çanağında ( 2,5 milyon nüfus) bile bunun izlerini çok net görebiliyorsunuz. Bu bölge ağırlıklı olarak Afgan uyrukluların kontrolünde...

Nijeryalı, Özbek, Türkmen, Azeri, Rus, Gürcü... ve tabi ki Suriyeli. Şehri parsellemişler. Sektörler de öyle. Evde yaşlı bakımı ''Özbek''lerin elinde. Restorant işletmeciliği ''Afgan''ların...

İnsan kaçakcılığı ''Nijerya''lıların! Türk vatandaşları ise azınlıkta kalmış dersem inanın abartmış sayılmam!

Dönüşte ise hemen belimdeki rahatsızlık için Eşrefpaşa Hastanesi'nde tedaviye başladım. Eşrefpaşa, Türkiye'nin tek Büyükşehir Belediye Hastanesi! Ankara'dakini Melih Gökçek göreve gelir gelmez halletmişti. Eşrefpaşa bir Belediye Hastanesi olmasına karşın İzmir'deki bir çok Bakanlık hastanelerinden daha derli toplu. Sadece çalışanları için değil, bölgede ki yoksul vatandaşlar için de çok önemli bir hizmet noktası olarak görev yapıyor!

Fizik Tedavi Bölümü bir kaç üniteden oluşuyor. Ben tam acil bölümün karşısında yer alan ünitede tedavi oldum 15 sans olarak. Her gün bir seans üzerinden ve hafta sonları da yok. Sekreteri hiç de alışık olmadığımız bir anlayış ve güleryüzlü yaklaşım içinde davranış sergiliyor tedaviye gelenlere. Fizyoterapist olarak çalışanlarda farklı değiller. Hepsi güleryüzlü ve nazikler!

Özel Hastanelerde bile çoğu zaman karşılaşmadığımız ölçüde hastalara karşı sevecen ve özverili bir yaklaşım segileyen bu çalışanlar, hak ettikleri karşılığı yeterince buluyorlar mı dersiniz? Bence hayır! Aynı işi yapan fizyoterapistler üç ayrı statüde çalışıyor. 1. Memur ( 657) 2. Sözleşmeli Memur. 3. Şirket Personeli.

Biliyorum aynı durum IBB'nin bir çok biriminde de mevcut. Ancak sağlık her şeyden önce gelir. İnsanların hayatlarını emanet ettikleri sağlık bu görevlilerini; aynı işi yapmalarına ve aynı süre mesai harcamalarına karşın aralarında 2,3 kattan fazla fark olan bir ücretlendirme sistemine tabi tutamazsınız. En azından şirket çalışanı olarak istihdam edilenler ''sözleşmeli personel '' olarak çalıştırılabilir, ücret adaletsizliği bir nebze olsun giderilebilir.

İBB'den açılmışken ordan devam etmekte yarar var. Ankara ve İstanbul en sıkıntılı yerler CHP açısından. Çünkü bu Büyükşehir Belediyeleri'nin Meclisleri'nde sayısal çoğunluk AKP'nin elinde. Tüm bunlara karşın gerek Mansur Bey, ve gerekse Ekrem Bey, olması gereken bürokratik atamaları vakit geçirmeksizin yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar...

Ancak iş İzmir'e gelince durum biraz farklı. Birkaç değişikliğin ötesinde önemli değişiklik yok! Onlarında çoğu yer değişikliği şeklinde ve faydadan çok zararı oldu. Örneğin Fen İşleri'nden İtfaiye'ye Daire Başkan'lığı düzeyinde yapılan atama şu an için İtfaye'yi de karıştırmış durumda. İtfaiye çalışanları harı harıl adam arıyorlar oradan kaçmak için! Kültür Daire Başkan'lığı seviyesinde yapılan atama ise bir başka soru işaretini doğuruyor. Makine Mühendisi de ne alaka diyor, kültür-sanat çevreleri! Üstelik geldiği yerin çalışanları da hakkında pek olumlu konuşmuyor ilgili şahıs için!

İBB'deki büroratik kadrolar Aziz Kocaoğlu döneminden kalma. Zaten bu kadrolar başarılı olsaydı Aziz Bey koltuğunu korurdu! Tunç Başkan'ı anlıyorum, bir çok konuda sıkıntı yaşarken bir de araya CHP'nin kongre süreci girdi. Tamam kimi dengeleri de ayrıca gözetmek durumunda kalıyor. Ancak bir başka gerçek de çalışanın motivasyonudur. Beceriksiz ve basiretsiz yöneticiden bunalmış ve yapılacak bir değişimi dört gözle bekleyen çok geniş bir çalışan kitlesi şu an ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyor! Ayrıca geçmiş dönemde haksızlığa uğramış liyakat sahibi bir çok bürokrat da bu değişimi bekliyor!

Bu değişim ayrıca Başkan Tunç Soyer'e de büyük güç verecektir. Hayata geçirmek istediği çok önemli projeleri var biliyorum. Bunlar da ancak bir şeylerin değişeceğine ya da değiştiğine inanan çalışanların desteği ve çabasıyla ancak gerçekleşir. İzmir'li yurttaşlar büyük bir coşkuyla seçtiler Tunç Soyer'i. Onlarda çok şey bekliyorlar, bir an önce ''tünelin ışığını'' görmek istiyorlar...

İBB Başkan'ı sayın Tunç Soyer'in Aralık ayında bir takım düzenlemelere gideceğini düşünüyorum. Gerçi bu düşünmekten de ileri bir bilgi. Ancak bunun ölçüsü ve etkisi ne kadar olacak doğrusu bende çok merak ediyorum, yaşayıp görececeğiz!

Tüm Yerel Sen'de garip şeyler oluyor. 5 Kasım'da 1 Nolu Şube'nin Genel Kurulu olmuş, üç liste yarışmıştı. Beyaz, Mavi ve Kırmızı listelerden Kırmızı listede yer alan ekip yarışı gögüslemişti. Bugünlerde ise ''sarı sendikacılık'' hastalığı olan seçim kaybı sonrası ''olağanüstü kongre'' isteme hastalığı mavi listede yer alan arkadaşlara da bulaşmış! Ben sadece siyasi partiler ile işçi sendikalarında rant işleri dönüyor biliyordum, demek ki bu durum memur sendikal hareketlerine de sirayet etmiş! Yazık hem de çok yazık! Zaten memur sendikal hareketleri bu bölünmüşlükle yeterince kan kaybında! Devamlı kaos çıkarıp bölünmeyi kangren hale getirmenin anlamı nedir?

CHP Kongre'leri hep kıran kıra olur! Önceki yıllarda daha açıktan sürerdi bu savaşlar... Bu kongere sürecinde iş biraz daha ''yer altından'' gidiyor gibi. İki ana gurup var. Bir üçüncü gurubun çıkması çok zor ama imkansız da değil. İki büyük ekip cok ciddi hatalar yapıp büyük rahatsızlıklara yol açarlarsa 3. bir ''tepki gurubu '' devreye girer. Bir takım çevreler de halef-selef iki Büyükşehir Belediye Başkan'ının anlaştığı söyleniyor. Eğer bu söylenti doğru ise çarşı karışacak gibi. Çatişmada ki hasar büyük olur! Bu durumda da devreye Genel Merkez girer.. Ama ondan sonra ne olur onu kestirmek işte çok zor! Geçmiş süreçlerde yaşanmış bir Alaattin Yüksel vakası var unutmayalım!

Son söz de gelişen siyasal sürece ilşkin olsun. Davutoğlu- Gül- Babacan /Erdoğan kavgasından ''bir şey çıkmaz, onlar birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmez'' diyenler bence yanılıyorlar. Bu kavga çok büyük bir kavga! arkada ''atlantik-ada'' ittifakı var! Önümüzde ki süreçte rüyamızda görsek inanmayız diyeceğimiz çok önemli gelişmelere tanık olacağız, inanın bana ! Şimdilik haydi hayırlısı diyelim...