ERDOĞAN KUMPASTA
ABİT DURSUN

ABİT DURSUN

ERDOĞAN KUMPASTA

30 Nisan 2019 - 08:40



İlk bakışta başlığı fazla iddalı bulabilir, hatta dudak büküp bunu bir komplo teorisi olarak görüp, öyle değerlendirebilirsiniz. Ancak önemi yok bunun! Önemi yok çünkü aşağıda yapılan analizi okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacak, hak vereceksiz bana!

                              Önce olayları tek tek  maddeler halinde ele alıp irdeleyelim isterseniz;

1.) Erdoğan ve yandaşı Bahçeli'nin yerel seçimler sürecince ara vermeksizin kullandıkları  saldırgan ve çatışmacı dil.  Elbette burada hedeflenen amaç, karşı tarafı tahrik ederek kışkırtıp  üzerine çekmek ve bu yolla da kendi taraftarlarını konsolide ederek bir arada kalmasını sağlamak!

2.) Yerel seçimlerin sonuçlarına anlamsız gerekçelerle itiraz etmek, özellikle İstanbul'da kullanılan oyları yeniden yeniden sayılmasını gerçekleştirmek, hatta işi seçim kurullarını basmaya gidecek kadar ileri götürmek!

3.) Bir anda durup dururken (!) 4 askerin şehit edilmesi, cenazelerin defin töreninin İstanbul seçimlerini kazanan CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun Maltepe meydanında yapacağı teşekkür konuşmasının yapılacağı güne denk getirilmesi!

4.) Şehit cenazesine katılacağı belli olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için hiç bir güvenlik önleminin alınmamış olması ve akabinde ne tesadüfdür ki  bir gurup cahiller sürüsü tarafından linç edilmeye kalkışılması!


             Şimdi bu kısa anımsatmadan sonra zaman makarasını biraz geriye saralım:
Artık hepimiz biliyoruz ki; birilerinin ısrarla cemaat, bizim ise ''hayır bu gizli bir örgüttür hemde en tehlikeli olanından'' dediğimiz FETÖ, yıllarca tüm iktidarlar döneminde devlet içinde örgütlendi ve zamanının geldiğini düşündüğü bir anda kendisinde darbeye kalkışma cüreti ve cesaretini buldu. Neyse ki (onca kumpasa rağmen) ordu içinde az sayıda kalabilmiş kimi yurtsever asker ile ve bazı sivil vatandaşlar sayesinde bu emeline ulaşamadı...
              Ancak örgütün bu kadar güçlenmesini sadece ''iç desteğiyle'' izah etmek son derece aptalca bir yaklaşım olur. Artık hepimiz biliyoruz ki bu kanlı örgütün arkasında başta ABD olmak üzere Uluslararsı güçler var. Halen ABD'nin kurumları olan CIA ve FBI koruyor liderini! 
             Şimdi şu soruyu soralım o zaman, ''15 Temmuz kalkışması ABD izni olmadan yapılabilir miydi?'' Aklı başında her insan bu darbe girişiminin ABD'nin izni olmadan yapılamıyacağını bilir elbette! Öyleyse ABD neden akşam trafiğinin en yoğun olduğu bir saate (kalkışmanın çok riskli ve başarı ihtimalinin oldukça düşük olduğu apaçık belli iken) izin verdi darbe girişimine?
              Acaba yapılmak istenen, Tayip Erdoğan'ın nihai hedefine ulaşması için ona önce geniş bir yol açmak, sonra da o yolda kontrolsuz hıza erişmesini sağlayıp... dipsiz bir yardan aşağı yuvarlanmasına yol açmak mıydı? Peki öyleyse zaman makarasını yeniden ve biraz daha önlere saralım:
             Tarih 7 Haziran 2015 Genel seçimleri... AKP yapılan seçimlerde Meclis çoğunluğunu kaybetmiştir. Meclis aritmetiğinde ise AKP olmadan bir hükümetin de kurulması mümkün görülmektedir. Bu arada HDP barajı aşmış ve AKP'nin olmayacağı her türlü hükümet oluşumuna da yeşil ışık yakmaktadır. Ama bu esnada hiç beklenmedik bir şey olur. O ana kadar AKP ve lideri Erdoğan'a demediğini bırakmayan MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı çok önemli bir açıklamayla kurulması muhtemel her türlü koaliyon alternatiflerine kapısını kapatır. Bahçeli'nin bu çıkışı inanılır gibi değildir! Açıkça iktidar olmak istememektedir! Ancak daha önemlisi, AKP'nin hükümetten düşmesini de önlemektedir! Bahçeli'nin verdiği hayat öpücüğü AKP'yi yeniden oyuna sokar! Gerisi bildiğiniz gibi, bir anda iyi saatte olsunlar (!) devreye girer, PKK hareketlendirilir, Türkiye kan gölüne döner... Bu arada AKP zamana oynar, hükümet kuruluş (!) görüşmeleri yapar...
Zaman sona erer ve 1 Kasım 2015'te yeniden seçime gider Türkiye... Seçim sonuçları hepimizin malumudur, AKP 10 puan oyunu artırır ve yeniden çoğunluğunu sağlar mecliste...
                 Şimdi sorular:
1.) Devlet Bahçeli'nin MHP'si 7 Haziran 2015'te iktidar olmayı neden istememiştir?

2.) O zamana kadar suskun PKK'yı hangi güç harekete ( evinde uyuyan iki güvenlik görevlisinin öldürülmesiyle başlayan) geçirdi?

3.) PKK'nın içinde; CIA, MİT gibi istihbarat örgütlerinin üst düzey kadroları olduğu söyleniyor, bu doğru mu, doğru ise bu güçler mi kullanılarak terör yeniden başlatıldı?

4.) Bahçeli'nin Muhaliflerce kurulacak bir hükümette yer almamasını kim ya da kimler istedi ?


Herkes böyle gideceğini zannederken garip bir şey daha yaşanır ilerleyen günlerde... MHP lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan'a ''Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'' adı altında ''Başkanlık'' sisteminin hayata geçirilmesini önerir. Bu konuda  yapılacak Anayasa değişikliğine de destek vereceği söyler. İki Partinin üzerinde uzlaştığı Anayasa değişikliği paketi 20 Ocak 2017'de 339 oy ile TBMM'den geçer. Bu sonuç bir referandum demektir artık. 16 Nisan 2017 günü referandum sonucu söyledir: Evet: 51.4, Hayır: 48.6. Artık rejim değişmiştir. Şimdi sorular;
 
1.) 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP tekrar çoğunluğu sağlamışken ve herhangi bir yönetim krizi yokken Bahçeli neden ''rejim değişikliği'' anlamına gelen anayasa değişikliği önerisini gündeme getirdi?
2.) Bahçeli'nin kulağına kim ya da kimler üfledi bu öneriyi? ABD olabilir mi?


Artık sırada yeni rejime bir Başkan lazımdır. Ama nasıl olacaktır bu? Sonuçta  seçim iki turlu ve risklidir! 1. turda % 50+1 oy alamayan aday seçilmiş sayılmayacak, en fazla oyu alan iki aday ikinci turda yarışacaktır. CHP, Muharrem İnce'yi, İYİ PARTİ, Meral Akşener'i, Saadet Partisi, Temel Karamollaoğlu'nu ve HDP'de, Selahattin Demirtaş'ı aday gösterir yeni rejimin başı için. Yarış daha çok Erdoğan ile İnce arasında geçer. İnce, ısrarla seçmeninden sandıklara sahip çıkmasını istiyordu. Çok iddalı konuşuyordu her gittiği mitingde. Öyle ki sandıklara yönelik bir hilenin olması durumunda binlerce avukat ordusuyla YSK'nın önüne gideceğini, yapanların gök kubbeyi başlarına yıkacağını söylüyordu devamlı... Seçim geldi çattı. Oylar verildi, sandıklar açıldı... Ama garip bir şeyler oluyordu. Daha bir çok yerde İlçe Seçim Kurulları'nın önünde oy torbalarını teslim etmek için binlerce insan kuyruklarda bekleşirken bir anda sonuçlar ilan edilmeye başlanmıştı. Önce Anadolu Ajansı ilan etti, Erdoğan'ın seçimi kazandığını... sonra da Muharrem İnce (! ) CHP adayı bir gazeteciye attığı mesajda ''adam kazandı'' yazmıştı garip ve anlaşılmaz bir biçimde! Oysa ülkenin bir çok yerinde oy torbaları daha teslim bile edilmemişti... Sonra da ilerleyen saatlerde CHP'nin adayına bir daha ulaşılamamıştı! Sanki
Muharrem İnce yer yarılmış da içine girmişti!  Muhalefette büyük bir hayal kırıklığı baş göstermiş... Anadolu Ajansı ise sonuçları çoktan ilan etmişti bile! Erdoğan % 52.6, Muharrem İnce, % 30.6 oranıda oy almışlardı... Recep Tayip Erdoğan ise ilk turda seçimi kazanarak yeni rejimin ilk Başkanı olmuştu! Şimdi de sorular:

1.) Daha bir çok yerde oylar İlçe Seçim Kurulları'na teslim edilmemişken, Muharrem İnce durup dururken bir gazeteciye ''adam kazandı'' mesajını  niye atmıştı? Sonra ilerleyen saatlerde niye hiç bir açıklama yapma gereği duymamıştı ve daha önemlisi kendisine niçin ulaşılamamıştı?

2.) İnce herhangi bir şeyle tehdit edilmiş olabilir miydi?

3.) Seçim gecesi CHP'nin ''Bilgi İşlem Sistemi '' nasıl ve neden çökmüştü? Herhangi bir -içerden ya da dışardan- siber saldırıya uğramış olabilir miydi?


Erdoğan ''Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi''ne göre Başkan seçilmişti seçilmesine ama Mecliste çoğunluğu kaybetmişti! İsim babasının Bahçeli'nin olduğu ''Cumhur İttifakı''nda en kazançlı çıkan Parti yine de MHP olmuştu! Oysa seçimlerden önce MHP büyük çalkantılara sahne olmuş, Bahçeli muhaliflerinin başlattığı hareketle Parti de olağanüstü kongre kararı alınmış, MHP yönetimi ise iktidarın el altından verdiği hukuki (!) destekle kongre kararını mahkeme yoluyla iptal ettirmişti. Tüm bunlar sonrasında da MHP içinde kopmalar olmuş ve Meral Akşener'in Başkanlığında İYİ PARTİ kurulmuştu. Tüm bunlar yaşanırken Devlet Bahçeli bir kritik hamle yaptı ve Erdoğan'ı ikna ederek seçim kararı aldırdı. Amacı İYİ PARTİ'nin seçime girmesine engel olmaktı. Çünkü İYİ PARTİ'nin yasal süresinde (seçimlere girmesi için ) kurultayını yapmasına vakit yoktu. CHP ise kendisinden hiç beklenmeyen süpriz bir hamle yaparak, 20 millevekilini İYİ PARTİ'ye ''ödünç'' göndererek gurup kurmasını ve seçimlere katılmasını sağladı...

CHP ve İYİ Parti arasındaki bu sıcak ilişki, sonradan kurulacak güçlü bir ittifakında temelini attı! Aralarına Saadet Partisi'ni de alarak MİLLET İTTİFAKI'nı oluşturdular...

Erdoğan seçilmişti elbette... yine başarmış, Haziran ayında kaybettiği iktidarına Kasım ayında yeniden kavuşmuştu ama... Evet bir aması vardı işin. Mecliste atacağı her adımda MHP'nin desteğine ihtiyaç duyacaktı. Bu da bir çeşit Bahçeli'ye bağımlı olma hali demekti!

Artık MHP'siz tek bir kanun dahi çıkaramaz olmuştu. Bahçeli ise sımsıkı sarılmıştı Erdoğan'a! Yerel seçimlere bu aşk-ı muhabbet ile gitti Cumhur İttifakı...

AKP için problem olmadı aday belirleme süreci. Nihayetinde son seçici Erdoğan'dı.
Bahçeli'de zaten büyük İllerin çoğunu AKP'ye bırakmıştı. Adana, Manisa vb. kendisinde olan bir kaç Büyükşehir de israrcı olmuştu yalnızca. AKP; Ankara'ya Özhaseki'yi, İstanbul'a Yıldırım'ı, İzmir'e ise Zeybekçi'yi aday gösterdi. Hepsi de ağır toptu. Bakanlık, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı gibi ünvanlarla donanmıştı adaylar. Arkada devlet gücü, önde Recep Tayyip Erdoğan rüzgarı...
CHP'de  ise aday belirleme süreci her zaman olduğu gibi oldukça sancılı geçti. Üstelik üç büyük kentin adaylarından sadece Ankara adayı olarak gösterilen Mansur Yavaş  kamuoyu tarafından biliniyordu. İzmir'de problemin olacağı ihtimal dışıydı ama ya İstanbul?

Küçük bir İlçe Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu'nu ne tanıyan ne bilen vardı?
Ancak seçim süreci başladığında yine garip şeyler olmaya başlamıştı... Erdoğan uslubunu her geçen gün sertleştiriyor, rakiplerini adeta terörle işbirliği yapmakla suçluyordu! Seçimleri bir BEKA ( isim babası yine Bahçeli ) sorunu olarak görüyor, göstermeye çalışıyordu... Bahçeli ne diyorsa aynısını ya da benzerini Erdoğan'da söylüyordu. Sanki direksiyon Erdoğan'ın elinde, gaz pedalı Bahçeli'nin ayağının altındaydı!

Bu arada CHP stratejisini sakinlik üzerine kurmuştu. Adayları ise son derece barışçıl bir dil kullanıyor, kucaklayıcı, sevecen bir yaklaşımla vatandaşlarla olan iletişimlerini sürdürüyorlardı. Özellikle Ekrem İmamoğlu çok başarılıydı bu konuda. Her geçen gün tanınırlığı artıyordu. Anketler İmamoğlu lehine geldikçe Erdoğan öfkeleniyor, Devlet Bahçeli'de gaz verdikçe yüklendikçe yükleniyordu muhalefete!
                       
Seçim günü geldi çattı. Oylar verildi. Yine  O her zaman ki takdiğini uyguladı iktidar. Anadolu Ajansı erkenden Binali Yıdırım'ın kazandığını ilan etti. Yıldırım hemen açıklama yaptı 3 bin küsür farkla kazandım diye. İstanbul'da ''önceden hazırlanmış'' bilbordlara teşekkür mesajları asıldı... Ama bu kez tutmadı oyun! Bir mucize gerçekleşti sanki ve CHP İl Başkan'ı Canan Kaftancıoğlu ve Ekrem İmamoğlu ard arda açıklamalar yapmaya, ekran karşısında halkı bilgilendirmeye  başladılar. Rakamlar verip, sayım sürecinde önde olduklarını bildiriyorlardı. Kesintisiz bir biçimde Sandık Kurulları'nca verilen ve sonuçları gösteren ''ıslak imzalalı belgelerin''ellerinde bulunduğunu  beyan ediyorladı...
                     
Sonra yine bir şey oldu ilk defa... Anadolu ajansı seçim verilerini açıklama işini DONDURDU! Saatler saatleri kovalıyor açıklama bir türlü gelmiyordu. Neler oluyordu? Havada kötü kokular vardı işte yine!
                       
Bir mucize daha yaşanmaya başlanmış ve ilk defa sandıklar terk edilmemişti! Onbinlece kişi oy torbalarını gözü gibi sahiplendi, korumaya oldı onları! Seçim Kurulları'nın önünde nöbetler, uykusuz geçen geceler başlamıştı!
                       
Sonra da bildiğiniz... bilmekle kalınmayıp her TC vatandaşının büyük hicap duyduğu o akılara ziyan veren ve hukuku yok sayıp ayaklar altına alan sayım süreci yaşanmaya başlandı!Günlerce haftalarca sürdü bu durum... Sonrasın da da mazbata verilmek zorunda kalındı! Ancak sonuçlar hala kesinleşmedi ve ne olacağı belli de değil!

Sorulara gelince:

1.) Erdoğan'ı seçim sürecinde böylesine sertleşmeye, hakaret dilini kullanmaya iten neydi?

2.) Ekonomik bir kriz varken, göstermelik olarak merkezlere konan bir kaç tanzim satış mağzasının önünde saatlerce bekleyip, bir kaç kuruş daha ucuza patates-soğan almaya çalışan vatandaşlarla adeta alay edercesine, ''bunlar varlık'' kuyruğu diyen Erdoğan'a bu sözleri kimler söyletti?

3.) Seçim sonuçlarını  ilk başta kabul etmiş gibi görünen bir Erdoğan sonradan nasıl ve neden değişti? Günlerce süren ve halk nezdinde ciddi bir itibar kaybetmesine yol al çan bu sayım rezaletine izin vermesine kim ya da kimler ikna etti?


Sonuç olarak bunca sorunun yanıtları ülke olarak nereye ve kimlerce sürüklendiğimizin adresini verecek bize. Ama benim düşüncem bu operasyonlar ABD tarafından yapılıyor. Bunun içinde Erdoğan'a yakın olan kimler, hangi yapılar varsa kullanılıyor. FETÖ'nün kripto elemanlarından tutun yakın ''aile çevresine'' kadar... Ayrıca; ta DSP ile yaptığı koalisyon hükümeti sırasında, ağır ekonomik tedbirler alınmışken aniden seçim isterek üç merkez Parti'sinin baraj altında kalmasına yol açarak  AKP'ye tek başına iktidar yolunu açan Bahçeli'yi de unutmamak gerek. Çünkü O günlerin de bir ''ABD çalışması'' olduğunu bilmeyen yok! Daha sonra yaşanılanlara baktığımızda ise örneğin 7 Haziran seçimleri ve sonrası gelişmelere... hemen hepsinde MHP lideri Devlet Bahçeli'nin öyle ya da böyle bir parmağının olduğunu görürüz! 
                   
Tüm bunları alt alta koyduğumuzda akla şu soru geliyor hemen: Erdoğan bir kumpasa mı alındı? Yakalandığı zehirli sarmaşıktan kurtarmaya çalıştıkça bir takım eller yenilerini mi doluyor boynuna! Acaba Emperyalizm Erdoğan ve Bahçeli üzerinden bir iç savaş mı çıkarmak istiyor? Çünkü bu gidişin sonu hiç iyi değil! Türkiye bu ağır gerilimi kaldıramaz! Son olarak da Erdoğan sanırım önümüzde süreçte MHP yükünden kurtulacak! AKP lideri Bahçeli eliyle kurulan büyük kumpastan kendini kurtarabilirse eğer AKP'nin bir süre daha varlığını koruma imkanı olabilir! Yoksa... evet yoksa ABD ve yerli işbirlikçileri yeni aktörlerini devreye sokacak! Kaybeden ise sadece hırsı ve öngörüsüzlüğü yüzünden Erdoğan değil, koca bir ülke TÜRKİYE olacaktır!