ENGİZİSYON VE YARGI
ABİT DURSUN

ABİT DURSUN

ENGİZİSYON VE YARGI

09 Eylül 2019 - 11:08

Adaletin bittiği bir ülkede demokrasi değil faşizm geçerlidir. Gücü elinde tutan iradenin kendi düzenini ne pahasına olursa olsun onu devam ettirme iradesidir aynı zamanda faşizm!

Bu düzende başta ''insan hakkı'' olmak üzere hiç bir haktan bahsedilemez. Şekli kurum ve kuralları vardır. Yargı da bunlardan birisidir. Egemenin ''şeklen hukuk düzeni'' çağlar boyu hep olagelmiştir. Bugün yüzlerce gazeteci başta olmak üzere, muhalif kimlikle düşüncelerini ifade eden sayısız insan ya hapiste ya da sürdürülen uyduruk davalar neticesinde hapsedilmeyi beklemektedir. Aşağıda ki yazıya konu olan olay, 419 yıl önce yine bir dinin etkisiyle karar alan ''yargı (!)''nın en etkin kurumu olan ENGİZİSYON'ca gerçekleştirilmiştir. Değerli dostum CHP İstanbul İl Başkanı Canan KAFTANCIOĞLU'nun yargılanması ile bundan 419 yıl önce büyük aydınlanmacı Giardino BURUNO'nun yargılanmasında ki mantık ve yargı düzeni arasında bir fark var mıdır? Elbette buna tarih karar verecektir! Daha önce de yayınlanmış bu yazıyı başta Canan Hanım olmak üzere, 21.yüzyıl engizisyonu tarafından özgürlükleri ellerinden alınan tüm aydınlarımıza ithaf ediyor ve sizlerden özür dileyerek bir kez daha yayınlıyorum...

NEDENAYDINLANMA?

17.Yüzyılın sonlarından başlayıp, 18.yüzyılın sonlarına değin süren Aydınlanma Çağı, diğer tanımıyla Aydınlanma Dönemi, doğmayla tam bir hesaplaşma dönemidir.Kendi felsefesini yaratır.Aydınlanma felsefesi, insan düşüncesinin, insan yaşamının ve biçiminin aydınlanmasını amaçlıyordu.İnsan düşünürken ve değerlendirme yaparken, dinin buyruklarına ve geleneklerine bağlı kalmamalı, kendi aklı ve deneyimleriyle yaşamı aydınlatmaya çalışmalıydı.Bütün dinlerin ortak özelliği buyurucu ve değişmez kurallar koymaktı.Gerçekten de, Orta çağ Avrupa'sında Hırıstiyanlık, yaşamın her alanını belirliyor, buyurucu kurallar koyuyordu.Kilise, din konusunda yetkili bir kurum olarak, insanların özel yaşamlarına bile karışıyor, insanın bir gerçeği aklın süzgeçinden geçirerek anlaması yerine, din ne buyuruyorsa inanmasını öngörüyordu.Dinin, kilisenin buyruklarına karşı çıkanlar en ağır cezalara çarptırılıyor, hatta ateşe atılarak yakılıyordu...

30 TEMMUZ 1592...İlk işkence.Ve artık sür-git başlamıştır işkenceler. Bruno, Roma'da mahkeme edilmek için dilekçe veriyor...

Yıl 1599...Roma Engizisyonu Buruno'dan, 7 yıl boyunca din, dünya, bilim ve özgürlük konuları üzerine olan düşüncelerinde yanıldığını itiraf etmesini ister.Ancak Buruno korkunç işkencelere karşın direnmektedir...

14 OCAK 1599...Bruno'ya son uyarı:'' yanıldığınızı, pişman olduğunuzu imzalayın.''

21 OCAK 1599...Buruno:'' Pişmanlık duyacağım hiçbir düşünceyi benimsemedim.''

Aynı gün verilen karar:'' Buruno'yu dünyevi güce ( sivil mahkeme ) teslim ediyoruz.''

Bu engizisyonun geleneğidir ve mahkum için ölüm demektir.Kilise elini kana bulamak istememektedir.

8 ŞUBAT 1600...Roma valililik mahkemesinin kararı: '' Buruno kafirdir, yakılarak arındırılacaktır.''

Buruno'nun yanıtı: '' Kararı bildirirken siz korkuyorsunuz.Ama ben korkmuyorum.''

17 ŞUBAT 1600...Katolik kilisesinin jübile günüdür.Aynı gün Buruno, Roma'da Campo di Fiori Meydanı'nında yakılır. Olayın görgü tanığı Kaspar Schoppe'nin aynı günkü mektubu:

''...Buruno donuk ve solgun görünüyordu.İşkenceler yüzünden çok kan yitirmişti.Güçsüz ve zayıftı.Mafsalları tekerlek işkencesinden yırtılmıştı.Etleri bazı yerlerinde kemiğine kadar parçalanmıştı...Bugün o, odun yığınına götürüldü. Bruno'nun yüzüne ( öpmesi için ) İsa'nın çarmıhtaki yontucuğu tutulduğunda o, küçümseyen bir bakışla kafasını çevirdi.''

Ölüm tutanağından:'' Ama o mel'un inatçılığında ısrar etti...Campe di Fiori'ye götürülürken bile dik kafalılığını bir an bırakmadı, orada soyuldu, direğe bağlandı ve canlı olarak yakıldı...''