AKLIN ÖZGÜRLEŞMESİ
ABİT DURSUN

ABİT DURSUN

AKLIN ÖZGÜRLEŞMESİ

13 Ağustos 2018 - 11:05

O Bağlı İken Olmaz

Bizim camia bir şaşkın bir şaşkın... Nasıl böyle bir şey olur? Neden? Niçin?

Bir dolu soru dillerde dolaşıyor! Dolar 7'ye, Yuro 8'e dayanmış, para bir gecede %25 değer kaybına uğramış... ama hala çılgınca bir Erdoğan sevgisi hakim! Nasıl olur? Neden? Niçin?

Yıllarca tartışıldı durdu; Yoksulara yoksulluklarının nedeni izah edilirse, onlara emeklerinin sömürüldüğünü, artı değeri, üretenin üretimden hakkını yeterince alamadığını, fakirliğine sebep olanın ortadan kalkması gerektiği vs. anlatıldığında; işçilerin, emekçilerin bilinçleneceğini, bilinçlenen halkımızın iktidara el koyacağını velhasıl tüm zor geçinenleri mutlu ve mesut bir hayatın kollarına atılacağı inanılıyordu...

Tüm sorun, halkın sömürüye karşı bilinçlenmesiydi! Bilinçlendirme tamamlandığında zafer zalim patrona karşı direnen emekçinin olacaktı...

Son yaşadıklarımız bu teorinin çöktüğünün ispatıdır. Yoksul ne kadar yoksullaşırsa yoksullaşsın yoksulluğunun yaratıcısına büyük bir aşkla bağlı kalıyor! Yani sorun onun yoksulluğu değil! Olsa bunca rezaletten sonra dağları, tepeleri yıkması gerekmez mi?

Teşhisi doğru koyarsak eğer tedavi başarılı olur! Sorununun odağı akıldır aslında! Evet akıl! O özgürleşmediği sürece bu kısırdöngüden kurtulamayacağız ne yazı ki! Yıllarca yazıp çizildi; bir çok aydınlanmacı canından oldu o özgürleşşin diye! Aydınlanma yaşanmadan, Laiklik olmadan... kısaca akıl; prangalarından kurtulup özgür olmadan huzur yok kimseye!

Aşağıda ki yazı yıllarca önce yazdığım, bir çok yerde birden fazla yayınlanmış bir yazım. Günün önemine binaen bir kez daha sizinle buluşturmak istedim:

AKLIN ÖZGÜRLEŞMESİ

Aydınlanma çağının yaşanması ile Hristiyanlık dininde kilisenin toplumsal yaşamdaki ağırlığı azalmış, özgürleşen akıl bilimde, sanatta önemli atılımlar yaptırmıştır Avrupa insanına. Ancak, Hristiyanlığın en kara dönemi olan ''Engizisyon dönemini'' unutmamak gerekir. Sadece Giarduno Buruno'ya yapılanlar bile o dönemin ne kadar insanlık dışı ve vahşice olduğunu anlatmaya yeter de artar bile. Birde yeni palazlandığı yüzyıllar var ki, o dönemdeki papazların vahşilikte ve canavarlıkta engizisyonda yer alanlardanhiç de aşağı kalır olmadıkları görülmektedir.

''...415 yılının Mart ayında, Honorios'un onuncu, 2.Theododius'un altıncı konsullüğü zamanında, Lent sırasında Peter'in başını çektiği kalabalık eylemi gerçekleştirdi. Hypatia, şehirdeki günlük gezisinden eve dönerken, adını bilmediğimiz bir caddeden geçiyordu. Arabasından indirilerek, imparator tapınışın eski tapınaklardan biri olan Cesarion Kilisesine götürüldü. Burada elbisesini çıkardılar ve kırık çömlek parçalarıyla (ostrakois aneilon) onu öldürdüler. Daha sonra cesedini şehrin dışına çıkartarak Kinaron denilen bir yere götürdüler ve yaktılar''

375-475 yılları arasında yaşamış olan Hypatia, böylesi bir acımasızlığı hak etmek için ne yapmıştı acaba? Hypatia'nın yaşadığı yıllarda bilim ve güzel sanatlarla uğraşanlar ''cadı'', ''büyücü'' olarak görülmekteydi Hristiyanlarca İskenderiyeli genç ve güzel bir bayan olan Hypatia'nın, filozof olması, matematik ve gök bilimiyle ilgilenmesinin yanı sıra, sonunu hazırlayan en büyük özelliği onun ''çok tanrılı dinsel inanca'' sahip olmasıydı. Ayrıca, çevresinde gençlerden oluşan bir öğrenci ağının oluşması, yaptığı ateşli söylevlerle etkilediği insan sayısındaki şaşılası artış, baş rahip Cyril'i son derece rahatsız ediyordu. Adamları aracılığıyla halkın arasına Hypatia'nın büyücü ve cadı olduğu söylentisini yayar. Onun dine karşı olduğunu ve cezalandırılması gerektiğini söyler. Dahası halkı da inandırır ve galeyana getirir. Sonuçta yukarıdaki olay olur ve Hypati korkunç bir biçimde katledilir. Aradan yüzlerce yıl geçer ama ''öğretinin'' acımasızlığında değişen bir şey yoktur.

''...Yıl 1587. Viyana'da bir ebedir Walpurga 'büyücülük'le suçlanır. Cinlerle ilişkisi var denilir. Bir süre işkence sonucunda 'suçunu itiraf' etmek zorunda kalır. Yargılama sonucunda 'yakılmasına' karar verilir. Karara uyularak cezası şöyle uygulanır: Bir yerde sol memesiyle sağ kolu, bir başka yerde sağ memesi, bir başka yerde sol kolu kesilir ve sonunda da sürüklenerek ateşe atılır...''

Aydınlanmanın önemini kavramak için, ''Din'' adına sergilenen vahşetleri, aradan kaç yıl ya da yüzyıl geçerse geçsin yeniden, yeniden anımsamak zorundadır insanoğlu. Çünkü Aydınlanma, ''hava'' ve ''su'' kadar önemlidir insan yaşamı için. Aydınlanmanın olmadığı yerde karanlık vardır, vahşet vardır.

''...ve talimat uygulanmıştı: Halid İbnü'i Velid, savaş sırasında ' ateş çukurları' açtırmış, yaktırdığı ateşin içine bir çok kimseyi diri diri attırmıştı. Kadın da vardı bunların içerisinde. Bir tutsak kadına 'Din değiştirmesi' önerilir. Kadın kabul etmez. Bunun üzerine yanan ateşe atılacağı söylenir. Kadın: 'hoş geldin ölüm! Yazık ki başka kurtuluşum yok. O yüzden kendimi atıyorum ateşe' anlamındaki şiirini okuyarak kendini ateşe atar...''