ACILARIN ÜLKESİ OLMAK
ABİT DURSUN

ABİT DURSUN

ACILARIN ÜLKESİ OLMAK

04 Temmuz 2019 - 18:25

Zorlu bir otobüs yolculuğu sonrası İstanbul'dayım. Servisle Mecidiyeköy-Şişli, oradan da Çağlayan Adliyesi önünde buluyorum kendimi... Daha sabahın ilk saatleri kimsecikler yok ortalıkta. Adliyenin önünde yer alan meydanda sağa sola serpiştirilmiş eski tip banklar mevcut. Yanlarına bir kaç çöp bidonu konmuş ama onlarda ağzına kadar dolu, hatta kimisi taşmış ve bir o kadarı da yerde...

Saatime bakıyorum, oldukça erken geldiğimi görüyorum. Bankları göz gezdiriyorum. Uygun bir tanesinin üzerine bırakıyorum kendimi. Aradan biraz zaman geçiyor yanımda ki banka bir kaç vatandaş daha gelip oturuyor. Onlardan birisinin kıyafetinin üzerinde büyük boy Ekrem İmamoğlu çıkartması var. Az sonra da yanında getirdiği teyp benzeri bir cihazın sesini sonuna kadar açıp, İmamoğlu için bestelenmiş seçim şarkılarını çalıyor. Yaşı 70'ler civarında olduğunu tahmin ettiğim bu abinin zerre korkusu yok kimseden. Anlaşılan İstanbullu seçimlerle birlikte korku duvarlarını da aşmış...

Saatler geçtikçe meydan kalabalıklaşmaya başlıyor. Gezinirken birden Zeynep'le (Altıok) ve Hilmi Yarayıcı ile burun buruna geliyorum. Sarılıyoruz birbirimize. Daha epeyce vaktimiz olması sebebiyle alanın yanındaki kafeye geçiyoruz...

Zeynep Altıok ve Hilmi Yarayıcı ile birlikte kafeden ayrılıp alanın ortasına doğru yürüyoruz. Alan nispeten daha kalabalıklaşmış. Bir köşede duran CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel'i görüyoruz. Selamlaşma faslı, kısa bir sohbet sonra yeni gördüğümüz diğer dostlara yöneliş...

Dava saati yaklaştıkça meydanın kalabalığıda artıyor. Engin Altay, Arzu Çerkezoğlu, Murat Bakan ilk bakışta görebildiklerim. Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Alper Taş geliyor, selamlaşıyoruz, onunla da kısa bir sohbet ediyoruz...

Toplumsal Bellek Ailesi'nden dostlarımızla alanın diğer noktalarından belirlediğimiz noktaya ulaşmaya çalışıyoruz. İlgi ise çok yoğun. Naki ( Kaftancıoğlu ), Mazlum ( Çimen ), Hüseyin ( Ocak), Maside ( Ocak).. Bir kısmımızda bina içine girerek mahkeme salonuna kadar ulaşmayı başarmış. Artık yarımız salonda yarımız avluda. Tam bir karmaşa ve izdiham var. Kolay değil, İstanbul'un makus talihini yenen koca yürekli bir kadın olan Canan Kaftancıoğlu az sonra bu adliyenin bir salonunda yargılanacak. Hemde sosyal medyada 6 yıl önce yayınlanmış paylaşımlarından ötürü ve 17 yıl hapis istemiyle!...

İstanbul halkı yalnız bırakmıyor sevgili Canan'ımızı... Atılan tüm sloganlarda aynı sevgi var... Canan'ı eşi sevgili Naki ben ve Mazlum (Çimen) adeta sigara içme yarışı yapıyoruz. Birini yakıp birini söndürüyoruz sıgaraların. Yanımıza Sertaç ( Ekinci ) geliyor az sonra. O da Platform üyesi. Aynı zamanda da Avukat. Ona soruyoruz bugünkü karar ne ne olur diye. Anlattıkları biraz içimize su serpiyor. Ama mahkeme başlayınca kazın ayağının hiç de öyle olmadığını görüyoruz...

İçerden gelen bilgilere göre durum pek parlak değil. Heyet, Canan Kaftancıoğlu'nun savunmanı olan bir kişiyi salondan atıyor. Avukatların red-i hakim talebi ise anında reddediliyor! Savunma ekibinin erteleme talebi ise kabul edilmiyor! Sertaç'ın avlu değerlendirmesi ise çöpe gidiyor, o da çok şaşkın! Endişemiz had safhada... Hakim karar mı verecek yoksa? Hukuken mümkün değil oysa! Ama bu ülkede hukuk, adalet ne gezer!

Düşünüyorum bir an, dalıyorum geçmişe... davalar, davalar... acılar, acılarımız tükenmiyor bir türlü! Acılar ülkesinde yaşar olduk. 90 yılda milyonlarca ''küçük emrah'' yarattık her yaştan! Ne mutlu bize değil mi? Cumartesi günleri bir köşebaşında toplanıp, evlatları için yas tutan bir avuç anneye bile yaslarını tuttukları ''o köşe'' çok görüldü...

Ne çok acılı anne, baba, kardeş var bu topraklarda... hepsi de adalet arıyor! Ama aranan o adaletin kırıntısı yok bir yerde! Kulaklar sağır, gözler kör, dillerse lal olmuş güzel yurdumda...

Acıma, merhamet duygusundan yoksun çocuklar, gençler yetiştiriyoruz çok şükür! Savunmasız hayvanların kuyruklarını kesen, gözlerini oyan ''vahşet nesli'' yarattık...

Hakimin tutumu tanıdık sanki... Ergenekon, Balyoz vs. gibi davalardan bolca anımsatma var... Mesela İzmir'deki İBB davasındaki hakim ve savcıların o günkü halleri geliyor gözümün önüne... Güya yargıç olan bu gürüh, kaykılarak oturdukları o yüksek yerden salondaki her kese alaycı bakışlar fırlatıyorlardı... ''güç bizde'', ''bir böcek gibi ezeriz sizi'' edasıyla bezenmiş küstahça bakışlardı onlar... Gün geldi devran döndü sonunda ve o gücün öyle pek de mutlak bir güç olmadığını gördüler acı bir şekilde... Şimdi çoğu ya kaçak ya hapiste.. Merak ediyorum hiç iç sorgusu yapıyorlar mı kendilerine? Kurdukları kumpaslarla canlarından ettikleri Kuddisi Okur'ları... Ali Tatar'ları hiç düşünüyorlar mı o bir başlarına kaldıkları soğuk hücrelerinde?

İçeriden gelen mesajla endişeli bekleyiş son buluyor, Mahkeme heyeti, nihai kararı vermek üzere 18 Temmuz'a erteleniyor davayı.. Az sonra da Adliye girişinde büyük bir hareketlenme yaşanıyor, belli ki sevgili Canan geliyor... Bina girişi ile meydan arasına polis bariyerleri ile koridor yapmış güvenlik güçleri. Canan Kaftancıoğlu'da işte bu koridordan meydana doğru korumaları, Avukatları ve Partili yol arkadaşlarından oluşan bir kalabalıkla çıkmaya çalışıyor. Ancak demir bariyerlerle ayrılan geçiş korıdoru bahçedeki o büyük insan seliyle adeta bütünleşmiş durumda ve İstanbul'u 25 yıl sonra AKP'den alan CHP İl Başkanı olarak tarihe geçen bu zarif kadın şimdi güçlükle yol alabiliyor...

Bariyerlerin gerisinden sadece Canan diye seslenebildim... Müthiş bir refleksle bana doğru hamle yaptı. Birkaç saniyelik zaman diliminde söylenen güzel sözler, tokalaşma ve sonra o selle meydana akış...

Canan, meydanda da kısa ve öz diyebileceğimiz güzel bir konuşma yaptı ve sonra aracına bindi ve oradan ayrıldı. Az sonra da bizde TPB olarak davayla ilgili düşünlerimizi medya mensuplarıyla paylaştık ve alandan ayrıldık...

* * * * *

2 Temmuz 1993, bu ülkede yaşayan haysiyet sahibi insanların acıyla, büyük bir hüzünle andığı tarihdir. 2 Temmuz; vahşetin, ilkelliğin sınırsızlığıdır! İslamcılığın tarihi karanlık sayfalarla doludur. Her biri kanla, gözyaşı ile yazılıp, çizilmiştir. O sayfalarda ne ararsanız vardır! Kalleşlik, Pusu, vicdansızlık, zalimlik...

''Dindar ve kindar'' nesil yetiştirmek hedeflerini en üst makamlardan açıklamadılar mı? Bakın,''Dindar ve yürekleri sevgiyle dolu'' bir nesil yetiştirmek istiyoruz demiyorlar! İşte o kin ve nefretle büyüttükleridir 2 Temmuz'u bize yaşatanlar! Ar, edep, vicdan, doğruluk vs. gibi erdemleri birer duyu organı olarak kabul edin... işte İslamcılar bunlardan eksik olarak dünyaya geliyorlar! Onun için 2 Temmuz'da Sivas Madımak'ta 33 insanı saatler boyu gözlerini kırpmadan yaktılar! Mesela yiğitlikte aramayın onlarda. Korkaktırlar! Sürüler halinde gezinirler: Çakal, sırtlan misali... O yüzden Maraş'ta gece karanlığında, Sivas'ta kalabalığı bulunca saldırdılar vahşice parçaladılar çocukları, hamile kadınları!

2 Temmuz'ları unutmamak, unutturmamak gerekir. Madımak Otelini aleve boğanlar, 33 canın da aslında birer merşaleye dönüştürdüklerinin farkında değiller! Bize düşense o meşalelerin sönmeden sonsuza dek yanmasını sağlamak!

Bu yıl yapılan anmalardan sadece Güzelbahçe'de olana katılabildim. Can dostum Mazlum Çimen'in konseri vardı. CHP İlçe Başkanlığı ve Güzelbahçe Belediyesi'nin işbirliğiyle gerçekleşen konser gerçekten görülmeye değerdi. Emeği geçen herkesi en içten duygularımla kutluyorum. Belediye'ye ait Kültür Merkezi'nin salonun soğutma sistemi mükemeldi. Salon hıncahınç dolu olmasına rağmen sıcıklık sebebiyle kimse olumsuz etkilenmedi! Temiz, bakımlı, ısıtma ve soğutma sistemleri mükemmel olan salonlarımızın sayını artırmak her belediyemizin görevi olmalı!

Mazlum Çimen konseri harikaydı. Sevgili çizer dostum Mustafa Yıldız'la birlikte izledik. Konser bitiminde kulise daldık Mazlum'la ve oğlu Saki ile kucaklaştık. Kuliste Güzelbahçe Belediyesi'nden üst düzey yetkililerde vardı. Sevgili Mazlum ile onlar bizi bırakmadılar ve konser sonrası bir kaç saat daha birlikte olduk. Daha sonra Mazlum can ve ekibi Istanbul'a doğru yola çıktı. Güzelbakçe Belediye Başkan'ı Mustafa İnce, CHP Güzelbahçe İlçe Başkan'ı Çağlayan Bilgen, Güzelbahçe Belediye Başkan Yardımcısı Kazım Çam ve diğer misafirlerle ilginç sohbetlerimiz oldu. Özellik Mazlum ve yoldaşları gittikten sonra konserin maliyetini sordum kendilerine. Çağlayan Bey, konseri İlçe örgütü olarak CHP'nin gerçekleştirdiğini, Belediyenin kasasından tek kuruşun çıkmadığını söyledi. Sadece salonu belediye tahsis etmiş. Zaten salon düzeninin gençlik kollarınca sağlanması benim de dikkatimi çekmişti. CHP Güzelbahçe Gençlik Kolu Başkanı Devrim Seyrek'te çok çalıştı gece için. Ama özellikle sevgili Mazlum'la yaptığı düetten gördük ki o sesi harbiden ''O Ses'lik!'' Umarım hakettiği yere gelir kendisi! İlçe Başkanı Sanatçılara ödenen kaşe ücretini bana söyledi elbette. Burada ondan bahsetmem saygısızlık olur. Yalnız şunu söyleyebilirim, ödenen kaşe, en sıra yerlerde çalan en tanınmamış kişilere ödenen ücretten az.

Sanatçının emeğinin görmezden gelinmesine hep karşı çıktım. Ama aynı şekilde kaşelerinin piyasanın çok üstünde takdir edilmesinede itiraz ettim. Sezen Aksu dahil kimi isimlere Belediyeler üzerinden inanılmaz rakamlar ödendiğini ünutmadık daha!

Mustafa İnce'de dahil bir çok başkana söylediğim gibi, doğru iş yapan, halkın yararını gözeten yerel önderlerin çalışmaları için her zaman bu köşede yer vardır, hak ettiği övgüyü de alır.

Diğer yandan ise; belgelemek kaydıyla, her olumsuz icraat kimin yaptığına bakılmaksızın yine bu köşe üzerinden İzmirli yurttaşlarla buluşturulur, bundan da kimsenin kuşkusu olmasın!