İZMİR'E REVA MI?




Yağmurlar başladı bir çok kent sel suları altında. İzmir'de bunlardan birisidir. Yılların bitmeyen, tükenmeyen çilesinden sayısız görüntü ekranlarda dönüyor yine... işyerlerine, evlerin giriş ya da bodrum katlarına dolan suları boşaltmaya çalışan, yıllarca binbir emekle yaptıkları birikimlerini kurtarmaya çalışan insanların çaresizliklerini yansıtmakta kameralar...

Avrupa'da kg/m2'ye düşen yağmur miktarı çoğunlukla bizden fazla oluyor. Başta Venedik olmak üzere bir çok kent ''yağmur'' kent olarak bilinir. Ama yağmur sonrası görüntüler bize göre daha az sıkıntılı. Niye bizde altyapıya gereken önem verilmiyor? Her yapılan yalap-şalap yapılıyorda ondan! Kalıcı uzun vadeli işler yapılmıyor. Göz boyamaya, günü kurtarmaya dönük işler hep gündemimizde...

Yıllar önce bir İznik (Bursa) gezisinde yakalanmıştım sağnak yağmura. Öğle bir yağmur ki tarif edilemez... Hani gökyüzü delinmiş denir ya o türden şiddetli mi şiddetli...Sonra günboyu, saatlerce süren yağmur dindi. Güneş gösterdi yüzünü...A o da ne! Az önce kaldırım seviyesine ulaşmış, hatta aşaraş taşmış sel sularından eser yok! Sanki buhar olmuş havaya uçmuş!

Tabi işin aslını sonradan öğreniyorum. İznik Şehri'nin alyapısı Roma medeniyetince tesis edilmiş! Eh belli ki o dönemde bizde ki gibi bir ''ihale mafya'' yapılanması yokmuş!

Yerel Yönetim işi sadece Belediye Başkanı ile bitmiyor. Yerel Yönetim aslında dört ayağı olan bir sehpa gibi. 1. ayak, Başkan. 2, ayak Meclis. 3, ayak Bürokrasi ve çalışanlar. 4, ayak ise Halkın denetimi. Bu her ayak sağlam basacak yere. Diğer bir deyişle bu dört unsurda yer alanlar işlerini doğru düzgün yaparsa hakkıyla ancak bir ''Çağdaş Belediyecilik'' hayata geçer!

Bizim ülkemizde böyle bir şeyden bahsetmek ise kelimenin tam anlamıyla hayal! Kimi zaman gerçekten dürüst, bir şeyler yapmak isteyen kişiler geliyor kentin yönetimine. Ama (aynı Parti'den çoğunluk olmasına karşın) her meclis üyesinin farklı hesabı var kafasında ve çoğu da malesef iyi niyetli değil! İşe adam aldırmaktan tutun imar değişiklikleri üzerinden rant yaratmaya kadar bir yığın hesap içindeler!

Bunlar benim hezeyanım filan değil. Bakın Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda nasıl isyan ediyor; '' ...Çiçek ihalesini bir Meclis üyesine vermem normal bir şey mi?'' Bu Meclis üyesinin adını da veriyor: Levent Çağlarsu!

Başkan Arda devam ediyor; ''... Gaziemir İlçe Başkan'ı Kasım Özkan, geri dönüşüm ihalesini Ali Kaya'ya vermemi istedi. Karşımda bir ekip var, bunlar; Umut Tekin, Yüksel Demirsoy Abdurrahim Nursoy."

Gaziemir Başkan'ı çok dertli. Aslında söyleyeceği çok şey var da söyleyemiyor gibi. Kimbilir başka ne dolaplar dönüyordur? Belediye Meclis Üyesi'nin öyle yüksek maaşı filan yok! Birkaç yüz liralık ''huzur hakkı'' alıyor toplantı başı. Öyleyse onca para yani milyarlarca lira niye sarf edilir seçilmek için? Spor olsun diye mi?

Anımsayalım, son yerel seçimler öncesinde CHP İzmir Buca için Suat Nezir'i başkan adayı gösterdi. CHP Parti Meclisi Suat Nezir'in adaylığını onaylamıştı daha önceden. Genel Başkan Kılıçdaroğlu'da hem Ankara'da hem de İzmir'de Nezir'in elini havaya kaldırarak ilan etmişti bu adaylığı! Ancak son anda dosya YSK'ya verilirken Suat Nezir'in ismi çizilerek yerine Erhan Kılıç'ın ismi yazıldı. Ben her ikisinide tanımam. Ancak yapılan bu garip ve hiçbir zaman etik bulmadığım işlemin, Belediye Meclisi aday listesi üzerinden kopan bir ''kıyamet'' sonrası yaşandığını öğrenince, meclis üyeliği nin yarattığı ''rant''ın böylesi bir rezaletin göze alınacak kadar büyük olduğunu bilmiyordum doğrusu!

Tabi bir de bu işin Bürokrat ve çalışan yanı var. Her seçim sonrası, kim reis olursa olsun değişmeyen temel bir kural var yerel idarelerde. Yeni başkanın önemli görevlere akrabalarını getirmesi! Ya da daha uyanıkları çapraz atama yoluna gidiyor. Yani A Belediye Başkanının yakını B Belediyeye.... B'nin ki A'ya...

Peki neden böyle bir şey yapılır? O Belediye de hiç mi liyakat sahibi personel kalmamıştır? Ya da dışarıda liyakat sahibi bir insan kalmamış da, ''yakın'' atanır o göreve?

Başkan ve Meclis Üyesi yakınları veya onların kayırdıkları üzerinden oluşan bürokrasiden bir hayır gelir mi sizce? Belediyenin diğer çalışanları nasıl motive olur bu durum karşısında? Adaletin olmadığı yerde hizmetin kalitesi yerlerde sürünmez mi?

            1. Ayak olan Halkın Denetimi işte bu çürümüşlüğün önüne geçmeli. Geçmeli ama geçiyor mu sizce? Mesela İzmir'de yerel iktidar olan CHP'nin son günlerde gerçekleştirdiği İlçe Kongreleri'ne bakalım: Sadece Karabağlar ve Konak seçimleri bile işin ne noktaya geldiği göstermeye yeter de artar bile... Karabağlar'da 3 oy farkla, Konak'ta ise 58 oy farkla ipi gögüslüyor kazanan! Bir çok İlçe de de sonuçlar üç aşağı beş yukarı aynı. İşin vahim olanı kaybeden taraf süratle salondan ayrılıyor. Tebrik filan yok!Taraflar arasında büyük bir nefret hakim! Neden?

 

Bu durum aslında kavganın ne olduğunu gösteriyor! Böylesine ranta dönük bir mücadeleden de kaliteli bir hizmet sürecinin başlaması ( Başkan,Meclis,Bürokrasi) asla mümkün olması beklenmez!

Aslında fotoğraf şu: Parti kongresinde birikimli kişilere yol verecek nitelikli yöneticileri değil de, bireysel, tali çıkarlar için oy kullanıp ''haris kişileri'' seçen vatandaş, bir şekilde evinin ve işyerinin sel sularınca basılmasına da onay vermiş oluyor!

E ne diyelim, ''kendi düşen ağlamaz'' hali! Diğer bir deyimle,''Halklar layık olduğu idarelerle yönetilir...''

 

 

 

Not:

Yağmurdan söz açılmışken gelecek

yazıda şu İZSU mütahitlerinden bir girelim bakalım...

kimbilir artık nereden çıkarız?