İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ALARM VERİYOR


Son beş yılda Dünyanın her yerinde yağmur yağışlarının sonu bir felakete dönüşüyor. Artık berekt denen yağmurlardan korkar olduk. Bereket denen yağmurlar adeta feleketimiz olmaya başladı! Yağmurların ardından sel felaketleri ve buna bağlı ölümleri sistematik olarak yaşar olduk!

Tüm ölümler gibi dünya insanı da bu ölümleri de kanıksamış görünüyor. Son dönemlerde iklim değişiliği nedeniyle toprağa can veren yağmurların bir felakete dönüşmesini hiç düşünüyormuyuz?

Bu günkü yazımda biraz buna değinelim istedim. Sera gazı salınımı ya da bir diğer deyişle sera gazının doğaya yayılmasıyla iklimlerde ciddi değişiklikleri yaşar olduk. Kutuplardaki buzulların erimesiyle ısının yükseldiğini görmekteyiz. Bu da havadaki sera gazlarının yükselmesini sağlamaktadır. Kutuplar aynı zamanda ekosistemde doğayı bir şemsiye gibi korumaktadır. Ekosistem değişikliği, ısıların yükselmesi, gazların ozon tabakasını inceltmesi, doğanın olumsuz yönde tetiklenmesini sağlamaktadır.

Ekosistemin değişiminde en önemli ülke olarak karşımıza başta ABD çıkmaktadır. Ardından diğer süper devletler sırayla bu takibi sürdürmektedir. Özellikle ABD tek başına Korbon salımında dünyada 3. sıraya oturmaktadır. Ardından aynı sıralamaya Kanada ve Avusturalya gelmektedir. Bu ülkeler 3. sıralamada 170 ülkeden daha fazla korbon ve ardından sera gazı salımını tek başlarına yapmaktadırlar.

Prof. Crawford un iklim değişikliği ile yaptığı araştırma ve çalışmalarda "korbon gazı salımının % 50 si ABD savaş sanayinden oluşmaktadır. Bu aynı zamanda sera gazının da oluşumunu tetiklemektedir. ABD ve Pentagon 1.2 milyon ton sera gazı üretiyor. Bunu da Süriye, Irak, gibi ülkelere attıkları bombalar aracılığı ile daha da yukarılara taşınıyorlar."diyerek bu tespiti yapıyor.

Tabi, sırf bununla doğanın ekosistemini bozmuyoruz! Doruk topraklarda ekosistemi olumsuz anlamda tetikliyor. Doruk toprakların genleşmesi korbon ve metan gazı salımını yapıyor. Bu da doğadaki sera gazı oluşumunu tetikliyor.Doğada insanoğlundan 28 kat fazla sera gazı salımını bu doruk topraklar yapıyor. İlginç değil mi? Doğa kendi öfke ve nefretini oluşturuyor. Duyarsız dünya insancıklarına karşı!

Yatay ve dikey topraklar doğayı ısıtıyor. Bu da belli ölçüde buzulların erimesini tetikliyor. Buzulların erimesi de ısının yükselmesine neden oluyor. Bu yüz yılın sonuna doğru iklim değişiklikleri ciddi boyutlarda tehlike oluşturacaktır. Biz insancıklar ekosistemin değişimini dikkate almamaya devam edersek, doğa affetmeyecektir! Şimdiden uyarılarını yapıyor. Dikkat edin diyor. "Siz kendinizi düzeltmezseniz ben sizi düzeltirim" diyor. Doğa da kendi içinde bu olumsuzlukları tetikleyerek uyarı görevini yapıyor aslında.

Buradan yola çıktığımızda; İzmir ve İstanbul kentlerimizde bu yüz yılın sonuna doğru denizin 84 cm yükseleceği, ege ve akdenizde ise denizlerin 40 ile 57 cm yüksleceği bilim insanları tarafından uyarı niteliğinde söylenmektedir. Ülke ve kent yönetimleri bu uyarıları şimdiden dikkate alarak kentsel dokuyu oluşturmaları gerekmektedir. Seksen yıl sonra ne olacağını şimdiden bilimsel veriler ışığında görmekteyiz.

Doğa dinazörler çağının nasıl bir meteorla değiştiğini bize anlatsada, çağımız bilim insanları yine aynı ekosistem değişikliği ile yeni bir tehlikenin yaklaştığını söylemektedirler. Dünya bize ait değildir. Dedelerimiz ve Babalarımız bize miras bıraktılar. Bizlerde çocuklarımıza miras bırakacağız. Çocuklarımızın geleceğini yok etmek istiyorsak aynı vurdum duymaz, adam sendeci, bencilce yaşamaya devam edebiliriz!

Dünyanın ve doğanın dili, ırkı, mezhebi, rengi, bölgesi ve ülkesi yoktur. Hepimiz bu dünyanın bireyleriyiz. Bu dünya hepimizin! Hepimiz dünyamızdan aynı oranda sonrumluyuz. Bu tüm emperyalist savaş oyunlarından daha da önenmlidir. Bu savaşta rant ve art-değer yoktur. İdoloji hiç yoktur. Hepimiz dünya insanıyız! Bu dünya hepimizin, tüm canlıların, taşın, torağın ve bu ekosisteminde hepimiz birer zerreciğiyiz!

Biran her şeyi bırakın, çevrenize, sağınıza, solunuza, havaya, uçan kuşlara, ağaçlara, akan suya, denize, yaşamda uçsuz bucaksız doğaya gerçekten bakan gözlerle bakın. Bir an "sanisiyenin onda biri kadar" düşünün bu dünyada yaşamanın huzur ve mutluluğunu kılcal damarlarınızda mistik anlamda bir an hissedin ve düşünmeye devam edin. Hepsi bu!

Kalın sağlıcakla dünya bireyleri sevgili okurlarım.