Cumhuriyet, Reyhanlı ve İblid
MUZAFFER BEKEN

MUZAFFER BEKEN

Cumhuriyet, Reyhanlı ve İblid

13 Eylül 2018 - 11:00

İçeride dışarıda bir savaşın içerisindeyiz. Her ne kadar buna operasyon deniliyorsa da sahadaki çatışmaların savaş sahneleri fotoğrafı verdiğini görüyoruz. Tanklarla, savaş uçaklarıyla, toplarla, on binlerce silahlı asker ve milislerle yapılana operasyon denilebilir mi?

Erdoğan’ın kendisi 3 Ağustos 2018 tarihinde “Yüz günlük eylem Planı”nı açıkladığı konuşmasında “Bir ekonomik savaşla karşı karşıyayız” diyerek “Yerli, milli direnişinizi tüm dünyaya karşı ortaya koyun.” derken neredeyse seferberlik çağrısı yapmadı mı?

İzlenen siyasete uygun bir şekilde ekonomimizde hızla askerleştiriliyor. Erdoğan’ın aynı konuşmasından aktarıyorum “Savunma projelerimize ayrı bir önem veriyoruz. Lazer silahından, silahlı insansız hava aracının geliştirilmesi, roket ve füzelere, savaş uçağı tasarımından mühimmat üretimine kadar”

Nükleer santraller sadece enerji amaçlı mı kuruluyor?

Bunlar politik tercihtir. Burjuva partilerin her birinin sistemi daha iyi işler hale getirmek, burjuvazinin kârlarını artırıcı önlemler almak için siyaset yaparlar. Bugünkü iktidarın siyaseti de eski Osmanlı İmparatorluk sınırlarında nüfus alanları oluşturmaktır. Türkiye kapitalizminin enerji ve dış pazar sorununu böyle çözeceğine inanıyor.

Ülkede bütün her şey bu siyaseti destekler çizgide olmalıdır. Aykırı duruşlar toplumda soru işaretleri oluşmasına neden olacağından tercih edilen siyasetin rahatça uygulanmasında sorunlar oluşturabilir.

Cumhuriyet gazetesine operasyona bu açıdan baktığımızda daha anlaşılır olmaktadır.

Gazete, dergi gibi yayıncılık kamusal alan faaliyetidir. Kamusal alana etkin olan toplumu da etkileyendir. Burjuva devrimi sonrası bütün iktidarlar toplumu daha kolay yönetebilmek için kamusal alana hakim olunması gerektiğini bilirler.

Türkiye’de de tek adam yönetimi kamusal alanın büyük bölümünde egemenliğini kurmuş olmasına rağmen feth edemediği alanlardan kendisine yapılan muhaliflikten sürekli rahatsızlık duymuş, iktidarı için tehlike görmüştür. Bu tehlike odaklarını doğrudan ortadan kaldıramadığında, kendisiyle ittifak içinde olanlar aracılığıyla yedekleme yoluna gitmiştir.

Tutucu, sağ zihniyetli Kemalistler Cumhuriyet gazetesinin sahibi olan ve yayın politikasını belirleyen Cumhuriyet Vakıf yönetim seçimlerini kaybetmeyi hazmedememişlerdi. İktidarın Cumhuriyet gazetesinden duyduğu rahatsızlık ile sağ zihniyetçi Kemalistlerin çıkarları buluşmuştur. Onları buluşturan en önemli ortak nokta “devletin bekasıdır”. Bekayı tehlikeye düşüren Kürt sorunuydu. İçeride ve dışarıda bu tehlikeyi bertaraf etmek için uygulanan her türlü politika ortak paydalarıdır. Cumhuriyet gazetesinin yayın anlayışı ise devletin bekası açısından tehlikeli görülüyordu. İşbirliği bu zeminde oluştu. Gazetenin ele geçirilmesi için yargı yolu kullanılarak “mutlu sona” ulaşıldı.

Mustafa Balbay’ın bugünkü “Çok nazik bir operasyon” başlıklı yazısı iktidar dili ile yazıldığına güzel bir örnektir. Bu yazı bir; Gerçeğinin görülmesini engellemekte, iki; Bu davanın görüldüğü sanıkların verdiği ifadeleri yok saymakta, üç; İdlib savaşı aşamasında Esat yönetimine karşı düşmanca tepkinin oluşması için yoğun faaliyetin yapıldığı günlerde böylesine bir yazıyla destek vermekte. Öğrencilik yıllarından bugüne sürekli soru işaretleriyle dolu olan M. Balbay bu yazıyı tamamladıktan sonra koltuğunun arkasına yaslanıp görevini yerine getirmenin keyfini yaşamıştır.

12 Eylül sabahı Anadolu Ajansı bütün medyaya “Yusuf Nazik yakalında” haberini geçti. Aynı gün Cumhuriyet gazetesi birinci haber olarak sitesinde hemen okuyucularına duyurdu. Ama haber öyle bir dille yazılmıştı ki hiçbir yerinde Anadolu Ajansı ifadesi geçmediği gibi muazzam bir başarı şeklinde veriliyordu. Oysa başka haber sitelerinde özel olarak Anadolu Ajansı belirtiliyordu. Bu ayrım neden önemli? Çünkü gerçeğe ulaşmak isteyenler Anadolu Ajansı’nın çok güvenilir olmadığı kaygısını taşırlar.

Yine aynı gün “Artı Gerçek” haber sitesinde Yusuf Nazik’in yakalanmasına ilişkin bir yazı yer aldı. O yazıda “23 Şubat 2018 tarihinde karara bağlanan Reyhanlı davasının bir numaralı sanığı olan Nasır Eskiocak, bombaları Yusuf Nazik’ten aldığını ancak görevi 2 MİT’çinin verdiğini mahkeme salonunda kaydetmişti.” 

Ayrıca “Büyük operasyon’ ile getirildiği ileri sürülen Nazik’in aynı zamanda dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le temas halinde olduğu da sanık Nasır Eskiocak’ın ifadelerinde iddia edilmişti.  Eskiocak, kaçakçılık yapan Nazik ile Sadullah Ergin arasındaki ilişkinin Ergin’in avukatlık yaptığı döneme dayandığını söylemişti.” (Yazının tamamı için şu linki tıklayabilirsiniz: https://www.artigercek.com/haberler/yusuf-nazik-mit-e-calisan-kacakci-mi)

Sanıkların bu ifadeleri ortadayken iktidar yanlısı gazetelerin

Reyhanlı emrini Esad verdi” (Türkiye)

Bana katliam emrini Suriye istihbaratı verdi”(Sabah)

Katliam emri Esad’dan”(Star) manşetleri ile çıkmasını nasıl değerlendireceğiz?

Bu manşetleri Mustafa Balbay’ın bugünkü yazısı ile birlikte düşünmenizi öneriyorum, Cumhuriyet gazetesinin ne hale getirildiğinin anlaşılır olması için…

Bu iktidarın zafere gereksinmesi var.

Ekonomik sıkıntıda bunalmış, Suriye savaşından kaygı içine düşmüş toplumun moral motivasyonunu yükseltmek ve diğer yandan da İblid’te izlenen politikaya destek olunmasını sağlamak için Yusuf Nazik üzerinden büyük bir zafer kazanıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor.

 

 

 

 

 

 

Son Yazılar


GÜNDEM OTUZBEŞ İHA ABONESİDİR